“Bilseniz, şiirin nasıl bir dile muhtaç olduğunu bilseniz! Öyle bir dil ki… Neye benzeteyim bilmem! Söyleyen bir ruh kadar açık olsun, bütün kederlerimize,sevinçlerimize,düşüncelerimize,o kalbin bin türlü inceliklerine,düşüncenin bin çeşit derinliklerine,heyecanlara,öfkelere tercüman olsun;bir dil ki bizimle birlikte gurubun hüzünlü renklerine,dalsın düşünsün,bir dil ki ruhumuzla birlikte bir yasın umutsuzluğuyla ağlasın. Bir dil ki sinirlerimizin heyecanına eşlik ederek çırpınsın… Haniya bir keman telinden tutulamaz,anlaşılamaz,bir kural altına alınamaz ezgiler olur ki ruhu titretir… Haniya fecirden evvel ufuklara hafif bir renk kaynaşmasıyla dağılmış sisler olur ki üzerlerinde resmolunamaz, belirlenemez yansımalar uçar; bakışlara öpücükler serper… Haniya bazı gözler olur ki sonsuz karanlıklarla dolu bir ufka açılmış kadar ölçülemez, nerede biteceğini anlamanın mümkün olmadığı derinlikleri vardır, duygular yutar… İşte bir dil istiyoruz ki onda o ezgiler , o renkler, o derinlikler olsun . Fırtınalarla gürlesin , dalgalarla yuvarlansın, rüzgarlarla sarsılsın, ; sonra veremli bir kızım yatağı kenarına düşsün ağlasın, bir çocuğun beşiğine eğilsin gülsün, bir gencin umutla parlayan bakışına saklansın . Oh! Saçma söylüyorum sanacaksınız, bir dil ki sanki bütünüyle bir insan olsun .”
Erkeklerden hoşlanan heteroseksüel bir kadın olmak, hem onların duygularına tercüman olmak hem gururlarına bakıcılık yapmak hem de egolarına arabuluculuk etmek demekti.
Sayfa 105·Kitabı okuyor
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Abdülbaki Gölpınarlı, klasik edebiyatta mahbûb figürünün karşımıza sıklıkla çıkmasından duyduğu rahatsızlıkta yalnız değildir. On dokuzuncu yüzyıl sonunda yoğunlaşan mahbûb tartışmaları, bu dönemde klasik edebiyatın temsilcisi sayılan Muallim Naci (ö. 1893) etrafında yoğunlaşır. Naci 1888 yılında Ahmed Midhat Efendi'nin Tercüman-ı Hakikat (1878- 1921) gazetesinde edebiyat bölümünün editörü olur. Gazete erken döneminde, Ahmed Midhat'ın romanlarının tefrikalarını yayımlarken, Naci'nin editörlüğü döneminde çok sayıda klasik şiir neşredilmeye başlar. Mey, meyhane ve mahbûb figürlerinin de yer aldığı bu şiirlerin önemli bir kısmı Naci'nin kendisi tarafından yazılmaktadır. Bir gazete okurundan gelen ve şiirlerin insanları "mahbûb-perestî"ye (oğlancılık) yönelttiğini söyleyen mektuba cevaben Ahmed Midhat, Naci ve arkadaşlarını savunsa da kendisi de mey ve mahbûb şiirleri konusunda oldukça eleştireldir. Muallim Naci'nin, Mesûd-i Harâbâti mahlasıyla yazdığı şiirler nedeniyle kendisinin "mahbûb-perestliği"ne dair dedikodular yapılmaktadır. "Garbi edebiyat" savunucusu olmakla tanınan Recaizâde Ekrem ile Muallim Naci on dokuzuncu yüzyıl sonunda hem kişisel hem de edebi boyutları olan, oldukça sert bir tartışmaya girerler. Tanpınar'ın eski ile yeninin "büyük meydan muharebesi" olarak adlandırdığı bu tartışmada da mahbûb-perestî meselesi öne çıkar. Tartışmalar "eski-yeni", "Doğu-Batı" çatışması çerçevesinde şekillense de aynı zamanda iki edebiyatçının kişilikleri, yaşam biçimleri, takipçilerinin ve kendilerinin erotizmine ilişkindir.
Sayfa 129-130·Kitabı okuyor
Seyahat etmenin önündeki tek engel kapının eşiğidir Bosna Atasözü
Seyahat etmek güzeldir, çünkü fıtridir, insanın tabiatında var. Dünya hayatımız bir seyahatten başka nedir ki? Ya da her birimiz bu gezegende birer garip yolcu değil miyiz? Veysel, aslında cümlemizin haline tercüman: Uzun ince bir yoldayım Gidiyorum gündüz gece.
Kitap Alıntısı
Orayla burası arasında ekonomik açıdan çok fark var. En başta medeniyetin ne demek olduğunu tam olarak bilmiyorlar. Köyde televizyon var çalıştırmıyorlar. Bir tek köyün erkekleri TV seyrediyor kahvede. Kürt kadına, tercüman aracılığıyla "kaç senelik evlisin" diye sorduk. Hesaplayamıyor. "İlk bu oldu," diyor, mesela 17-18 senelik evli. Bu ka-dın prezervatiften tutun da... bir sutyeni bilmiyorlar. Nasıl bilsin? Askerde 24 yaşında sünnet olmamış insanla karşılaştım. Ermeni değil sonuçta. Söylediğine göre, babasına kasabaya götürmek zor gelmiş. Köye doktor gelmemiş, hasta olmamış, hiç doktora gitmemiş. Sonra prostat yüzünden hastaneye düşünce doktor sünnet ediyor..
Sayfa 163 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Anı
Sözlerimin saçmalığı halime tercüman olsun.
Sayfa 17 - Can, 38.Baskı·Kitabı okudu