en umutsuz olduğumuz an, çoğu zaman gerçeği gördüğümüz andır. her şey kötü gittiğinde, değişimin gerçekleşebilmesi için dibe vurmamız gerekir. çıkış yolunu bulabilmek için bazen kendimizi tuzağa düşmüşüz gibi hissetmemiz gerekir. kendimizle güpegündüz, ferah bir ortamda yüzleşemeyiz. çalan şarkıyı dinleyerek radyonun ne olduğunu anlayamayız, nasıl yapıldığını görebilmek için bazen de radyoyu kırmak gerek.
özellikle insanın her şeyi yargıladığı bir yaşta, genç ve kusurlu olmak kolay değil. (insan insan olduğu sürece, tabii ki her yaşta bir şeyleri yargılıyor ama salonun daha ferah olmasını istedikçe, yargılarımızı da mobilyalar gibi yeniliyor, yerlerini de değiştiriyoruz.)