Dünya: Aşağılık Bir Mekân mı, Yoksa Varoluşun Dönüşüm Sahnesi mi? Etimolojik, Dini, Felsefi, Psikolojik, Sosyolojik ve Kozmolojik Bir İnceleme “Dünya” kelimesi, dilimizin gündelik dokusunda öyle bir yer tutar ki, onu telaffuz ederken nadiren köklerine ineriz. Oysa Arapça kökeni “dunyā” (دنيا), semantik bir bomba gibidir. “D-n-w” (دنو) kökünden türeyen bu sözcük, “en yakın”, “en aşağı”, “alçak” ve “geçici” anlamlarını aynı anda barındırır. Klasik Arap lügatlerde (Lisānü’l-Arab, Tacü’l-Arūs) “dunyā”, “āhiret”in (öteki dünya) karşıtı olarak tanımlanırken, aynı zamanda “alçaklık” (denā’e) ile eşleştirilir. Yani kelime anlamıyla “aşağılık yer” değil, “en aşağıda olan, en yakın ve en geçici olan”dır. Bu çift anlamlılık, yalnızca dilsel bir tesadüf değildir; insanın ontolojik konumunu, varoluşun hiyerarşisini ve manevi gerilimi doğrudan yansıtır. Kur’ân-ı Kerîm’de bu gerilim doruk noktasına ulaşır. Ankebût Sûresi 64. âyet: “Bu dünya hayatı ancak bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurdu ise, işte asıl hayat odur.” Burada “dunyā” hem cazibesiyle aldatan, hem de faniliğiyle uyaran bir kavramdır. Âl-i İmrân 185’te “dünya hayatının metâ’ı” (geçici meta) olarak nitelenmesi, maddi dünyanın bir “ticaret malı” gibi kullanılıp tüketilmesini ima eder. Hadis literatüründe ise Peygamber Efendimiz’in “Dünya, mü’min için zindan, kâfir için cennettir” (Müslim, Zühd, 1) sözü, bu mekânın değerini taşıyanın niyetine bağlar. Dünya aşağılık değildir; aşağılık yapan, onu “ahiret”in gölgesinde değil, kendi başına amaç haline getirmektir. Bu dini bakış, yalnızca İslâm’a özgü değildir. Hristiyan teolojisinde “dünya” (mundus) Latince “temiz, süslü” anlamına gelirken, Tevrat ve İncil’de “dünya” sıklıkla “vadi-i gözyaşı” (valley of tears) olarak anılır. Aziz Augustine’in Confessiones’inde dünya,