Geceye mesaj....
Herkesin birkaç dakikasını ayırıp okumasını öneririm, çok güzel bir anlatım. Sadece eklemek istediğim bir iki şey var: Bugün Türkiye halkını böyle sefalete mahkum eden bir düzen var ve o düzenin devam etmesini isteyen gözü doymayan bir yapı var. Sınırlı bir zümre ülke kaynaklarını yiyerek zenginliklerine zenginlik katarken, onmilyonlarca yoksul, insan onurunu zedeleyen bir açlığa teslim edilmiş durumda. Yani çok bilinçli bir tercih. O yüzden bu hale gelmemizdeki öznenin ne olduğunu ifade etmeyecek hiçbir sözün geçerliliği olamaz. Ve son olarak, bu ülkenin güzel insanlarını, gencini, yaşlısını bu hale getiren, üç kuruşa muhtaç eden her kim veya kimlerse Allah onların binlerce kez belasını versin. Amin.
Duygu ve Düşünce

A.

@Anha
·
Selam 1K… Bugün ele almak istediğim konu: enflasyonun sosyal hayata etkisi. Bu hepimizin bir şekilde muzdarip olduğu bir mesele. Ama biraz daha derine inmek gerekiyor bence. Çünkü enflasyon yalnızca ekonomik bir problem değil. Hatta en tehlikeli tarafı ekonomi kısmı bile değil; insanı ve toplumu değiştirmesi. İnsanların birbirine bakışını, konuşmasını, güvenmesini, hatta hayal kurma biçimini değiştirmesi… Çünkü bazı şeyler sadece cebimizden eksilmekle kalmıyor; karakterimizden, sabrımızdan ve toplumsal bağlarımızdan da eksiliyor. Eskiden televizyonlarda “enflasyon canavarı” diye yeşil bir dinozor gösterilirmiş. Belki çocukken sizlere biraz komik gelen o figür, yıllar sonra toplum psikolojisini anlatan gerçek bir metafora dönüştü. Çünkü enflasyon dediğimiz şey sadece markette değişen fiyat etiketi değil. Biraz da insanların huzursuzlaşması, tahammülünün azalması ve sürekli bir kaygıyla yaşamaya başlamasıdır. Bugün insanlar bir kafede otururken bile rahat hissedemiyor. Menüye bakarken önce fiyat hesaplıyor. Bir markete girildiğinde insanların zihninde ihtiyaçtan çok “Acaba neyi alamayacağım??” düşüncesi dolaşıyor. Toplumda sürekli bir eksiklik hissi oluşuyor. Ve bir toplum sürekli eksiklik hissederse, zamanla birbirine karşı da sertleşmeye başlar. Bence enflasyonun en büyük zararlarından biri insanların gelecekle olan bağını koparması. Çünkü geleceği olmayan insan sadece günü kurtarmaya çalışır. Max Weber modern toplumda bireyin rasyonel kararlar alabilmesinden bahseder ama bugün insanlar uzun vadeli plan yapamıyor bile. Kimse yarının fiyatını kestiremezken geleceğini nasıl planlasın?? Herkes biraz daha “bugünü çıkarma” psikolojisiyle yaşamaya başlıyor. Bir başka problem ise sınıfsal ayrımın daha görünür hale gelmesi. Karl Marx’ın dediği gibi toplumların tarihi biraz
1000Kitap
`feza pilotu` yirminci asrın ablak yüzlü feza pilotu buldun mu ay yüzünde ölüme çare otu? bir odun parçasına at diye binen çocuk başında çelik külah, sırtında plastik gocuk. uzakları yenmiş fatih edasındasın dibsizliğin dibini bulmak sevdasındasın... allah'a dil çıkarır gibi küstah bir yarış...farkında değilsin ki, ay dünyaya bir karış fezada milyarlarca ışık, yol, mesafe; seninki, saniyelik zafer, ilmi hurafe kavanozda, kendini deryada sanan balık; ne acı vahşet, mağrur ilimdeki kalabalık; fezada 'allah diye bir şey yok' iddiası gel gör, kaç füzeye denk, bir mu'minin duası; rafa kaldırmak için ruhlarını dürdüler; güneş diye kalpteki güneşi söndürdüler. bilmediler; kalptedir, kalptedir asil feza; kalptedir, olumsuzluk kefili kutsi imza. sayıdan sonsuzluğa sınıf geçirtecek not; bizdedir ve bizdedir arşa giden astronot, ve mekandan arınmış ve zamandan ilerde, fezayı teslim alma sırrı bizimkilerde.bizimkiler ışığa gem vuranda binerler; yerden göğe çıkmazlar, gökten yere inerler...... `necip fazıl kısakürek `
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Alkış Çağında Utanabilmek !!!
Utanç duymak, insanın gönlünde hâlâ şerefli bir yaşam sürme arzusu olduğunu gösterir. Acı çekmek ise vicdanın henüz teslim olmadığının işaretidir. Bugün yalanın sıradanlaştığı, çıkarın ilkenin önüne geçtiği ve popüler kültürün her şeyi tüketime çevirdiği bir düzende utanabilmek hâlâ bir erdemdir. Çünkü bir toplum, yanlış yapanlar yüzünden değil, yanlışlar karşısında artık utanç duymayanlar yüzünden yozlaşır.
1000Kitap
Ne kadar çabalarsan çabala… İçtiğin bir damla suyun bile nasibin olduğunu unutuyorsan, hâlâ teslim olamamışsın demektir. Çünkü insan, nasibini fark ettiği an yükünü de hafifletir. O fark edişten sonra hiçbir şey eskisi gibi görünmez. İyi geceler, teslimiyeti kalbinde hisseden herkese. 🌙
Düşünce
​"Aklım 'gelmeyecek' diyor, teslim oluyor zamana. Kalbim ise dünle bugünü silmiş, Hâlâ o hiç gelmeyecek olan yarını bekliyor."
Duygu ve Düşünce
Gerçek olan devlet değil, halktır.
Bir ülkeyi ayakta tutan şey nedir? Yasalar mı, yöneticiler mi, yoksa bütün bunlardan önce halkın kendisi mi? Karl Marx, bu soruya oldukça net bir cevap verir: Devleti yaratan halktır; halkı yaratan devlet değil. Bu düşünceyi geliştirirken Marx, Georg Wilhelm Friedrich Hegel ile hesaplaşır. Hegel, devleti insan özgürlüğünün en yüksek örgütlenmesi olarak görmeye eğilimliyken, Marx bunun tehlikeli bir sonuca yol açabileceğini düşünür. Çünkü bir halk, kendi iradesini bütünüyle bir hükümdara, bir yönetime ya da bir devlet aygıtına teslim ettiğinde, giderek kendi gücünü kaybetmeye başlar. Yurttaşlar aktif özne olmaktan çıkar, yönlendirilen bir kalabalığa dönüşür. Marx’ın itirazı tam burada yükselir: Gerçek olan devlet değil, halktır. Devlet, insanların kurduğu bir araçtır; kendi başına yaşayan kutsal bir varlık değildir. Ona anlam veren de, güç veren de, var eden de insanlardır. Bu nedenle Marx, siyasal düzenin merkezine devleti değil insanı yerleştirir. Ona göre yasalar gökten inmez, tarihin dışında oluşmaz. Tam tersine, onları insanlar yapar; insanlar değiştikçe yasalar da değişir.
1000Kitap