hayatı bölüşürken güleçtik dobradobraydık sana ekli yaşamak elbet içime sindi hani yüzümüzü ağartacak günlere teşne yoksun çağlar dost çağanlar içiydi. metin eloğlu
EVLENİYOR MUSUN? Bizim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ağzı biraz bozuk hocamız vardı. Bir gün derste, hiç beklemediğimiz bir yerde sözü evliliğe getirdi ve dedi ki: “Evleneceğiniz kadında üç şeye bakın: bileği, çekmecesi ve annesi.” Gençtik. Önce güldük, sonra şaşırdık. Bilek ne alaka, çekmece ne alaka, anne ne alaka? Meğer adam, bir cümlenin içine bir medeniyetin evlilik terazisini koymuş. Bilek dediği yalnız kemik inceliği değildi. Zarafetti. İnsanın hareketine sinmiş ölçüydü. Bir bardağı tutuşunda, bir çocuğun başını okşayışında, sofraya ekmek koyuşunda belli olan o ince kadınlık hâliydi. Çekmece dediği yalnız eşya düzeni değildi. İç dünyanın aynasıydı. Dağınık bir çekmece bazen dağınık bir ruhun, titiz bir çekmece bazen emanet bilen bir kalbin işaretidir. Çünkü insan evvela küçük şeylerde belli olur. Büyük laflar herkeste vardır; asıl insan, mendilini nereye koyduğunda anlaşılır. Anne dediği de yalnız genetik değildi. Zamanın insanda neyi büyüttüğüne bakmaktı. Güzellik yaşlanınca hırsa mı dönmüş, huya mı? Yüz çizgileri merhametle mi derinleşmiş, öfkeyle mi? Bir kadın annesine benzeyebilir; bazen yüzüyle, bazen sesiyle, bazen de kırıldığı yerde verdiği tepkiyle. Ben de bugün o hocanın sözüne birkaç şey eklemek isterim. Evvela kadına değil, kendine bak. Sen yurt tutacak adam mısın? Yuva kurmakla ev açmayı aynı şey sanmıyor musun? Belâ gelince kapının eşiğinde duracak mısın, yoksa ilk rüzgârda savrulacak mısın? Fakirlik, hastalık, borç, dert, gurbet, kırgınlık geldiğinde o evin direği olabilir misin? Çünkü evlilik yalnız sevda treni değildir. Evlilik biraz da nöbettir. Birbirinin uykusuna, hastalığına, suskunluğuna, yaşlanmasına nöbet tutmaktır. Sonra karşındakine bak. Kavga ve gürültü içinde büyümüş bir kalp mi getiriyor sana? Eğer öyleyse, o evin yankısı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Her şeyin içinde fenâya teşne bir şey, illallah.
Keşke, insan denilen hikayenin bir figüranı olmasaydım. Rüzgar, kapı aralığından geçip apansız yakalansaydım yalnız kalmış bir bedenin çehresine. Toprak olsaydım, toprak olmadan önce bedenim; belki bir beden büyütürdüm ne olduğuna bakmadan kucağımda. Ölüm mü olsaydım, şirinleştirirdim yaşamayı belki, belki uzağı görmekten muzdarip bir agâç kabuğuna anlatırdım yaşamla yıkanan bedenin hiç bir zaman gerçekliğe teşne olmadığını.
'Bilginin bambaşka bir zaman yapısı vardır; Geçmiş ve gelecek arasında gerilir. Buna mukabil enformasyon şimdinin kayıtsız noktalarından gelen pürüzsüzleştirilmiş zamanda mukimdir. Bu zaman, hadisesi ve yazgısı olmayan bir zamandır.' Yukarıdaki kısa paragrafta bilgi ve enformasyon arasındaki zamansal, yapısal ve derinlik farkı noktalarına değinilmektedir. Bilginin, iletişimin ve ilişkilerin yüksek hızda seyredip sonlandığı kezâ aşk acısını bile yaşamadan derhâl bitirmeye teşne bünyelerimiz için pürüzsüz olmayan her şey birer belirsizliktir. Bu yüzdendir ki enformasyon bu müphemliği yok eder ve belirsizliği ortadan kaldırır. Ve yine bundandır ki zamansal bağlamda ilerlemez sadece şu anı açığa kavuşturur. Buraya kadar bir sorun yokmuş gibi dursa da derinlikten ve emekten yoksun her lokma bizleri sadece o an için kurtarmakta fakat ileriye taşıyamamaktadır. Belki de hissettiğimiz ve yaşadığımız tüm yüzeysellik burada da sirayet hâlinde olduğu için derindeki belirsizliklere tahammül sınırımız bu kadar düşük olmaktadır.
Su Kasidesi
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su
Şiir