Tevbe el-Anberî şöyle demiştir: Salih b. Abdurrahman beni Süleyman b. Abdulmelik'e gönderdi. Onun huzuruna varınca orda bulunan Ömer b. Abdulaziz'e: "Salih'e bir sözün var mıdır?" dedim. O da şöyle dedi: "Ona şunu de: Sana düşen Allah'ın nezdinde baki kalan amellerin üzerinde olmaktır. Muhakkak ki Allah'ın katında baki olan, insanların yanında da bakidir. Allah'ın katında baki olmayan insanların yanında da baki değildir."
Kişi insanları önemsemeyerek Allah için ihlasla salih ameller işlediğinde, Allah'tan acele bir müjde olarak insanların teveccühüne mazhar olup sevilmekte ve yaptıklarından dolayı hayırla yad edilmektedir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e bu konu hakkında şöyle sorulmuştur. "Ya Rasûlullah, bir kul Allah'ın vechi için ihlasla amel ederde bundan dolayı insanlar onu sever veya onu sena ederler, buna ne dersin?" Buyurdu ki: "Bu mü'mine acele gelen müjdesidir."
| Müslim 166/2642
"O öyle bir sevgidir ki; yüreği ayakta tutan yegâne paye, ruhu dahi teskin eden bir manevî deşarjdır."
İnsanoğlu, dünya gurbetinin ağır yükü altında nefes tüketirken, kalb-i selîmini muhafaza edecek bir "nur" arayışına girer. İşte o kutlu muhabbet; yani Resûl (sav) olan o derin bağlılık, yüreği ayakta tutan yegâne sığınaktır. Öylesine bir iştiyak ve öylesine bir hasret ki; insanın içini kavuran, dünyevî perdeleri aralayan bir özlem...
"Keşke o asr-ı saadette, o iklimde, kapısının eşiğinde bir kilim olsam diye yanan gönüllerin marazı aslında ruhun asıl vatanına, o mübarek izlere meyl edişidir.
Burada, selef-i salihinin hikmetli sözlerinden, Peygamber Efendimiz’in (sav) mübarek nefeslerinden ve kalb-i acizden dökülen tefekkürlerden oluşan bir "iz" süreceğiz. Maksadımız, kadim olanın ışığında, ruhumuzu o kutlu meclislere bir nebze olsun yaklaştırabilmektir.