''Her sabah öyle ışıl ışıl doğuyordu güneş, her sabah aynı gökkuşağı oluşuyordu şelalede, her akşam çok uzaklarda karlı doruğu görünüyordu ulu bir dağın, erguvan rengi, alev alev yanıyordu...Her otçuk boy atıyordu, mutluydu! Her şeyin bir yolu vardı ve hepsi o yolu biliyordu. Şarkı söyleyerek gidiyor, şarkı söyleyerek
geliyorlardı. Bir tek o, insanları da, sesleri de bilmiyordu, anlamıyordu, yabancıydı, dışlanmıştı.''
''Kimi zaman kinik açık yüreklilikte öyle bir sınıra ulaşılır ki, sinirleri bozulan, ölçüyü kaybeden kişi artık hiçbir şeyden korkmaz olur; her türlü rezalete hazırdır, haz da duyar bundan. Nedenini açıkça bilmese de saldırır insanlara, sorun çıkacak olursa, bu sorunu halletmek için bir dakika sonra çan kulesinden atlamaya da kesin kararlıdır. Bu durumun belirtisi genellikle fiziksel gücün azalmasıdır.''
''Bu arada, çok istememe karşın, gelecekteki yaşamın da, cennetin de olmadığını hiçbir zaman düşünemedim. Daha doğrusu, hepsi var bunların, ama bizler gelecekteki yaşamdan da, onun yasalarından da bir şey anlayamıyoruz. Peki ama, bunu anlamak o kadar zor ve olanaksızsa, benim için ulaşılmaz, anlaşılmaz olan için nasıl sorumlu tutulabilirim?''