Bir hakikatin gönülden onaylandığının göstergesi, yalnızca fikirsel eşlik ediş değil, aynı zamanda eylemsel eşlik ediştir. Şüphe yok ki eylemler, düşüncelerin altına atılan imza görevi görür.
Allah’ı yalnızca salt zihinsel bir bilişle değil, aynı zamanda ibadetlerin de desteklediği kalbi bir kavrayışla bilenler, mümin olma mertebesini elde etmiş olurlar.
İslamiyet, madde ve manayı birleştiren, soyut ve somutu beraber ele alan, bütünsel bir sistemdir.
İmanın gerçek bir itikat olmasıyla gelip geçici bir düşünceden ibaret olması arasındaki en önemli fark, onun pratiğe dökülebilmesinde yatar. Felsefi düşünce ile imanın yol ayrımlarından biridir de bu. İnancın gerektirdiği uygulamaya dökme mecburiyeti felsefi düşüncede yoktur.