Sovyet Yazarlar Birliği başkanı Maksim Gorki’nin sosyalizmi kurgusal gerçeklik ile harmanlayarak ele aldığı bu kısmen didaktik ancak etkileyici roman, sosyalizmin teoride ve insan ruhunda ne denli harekete geçirici ve haklı bir ideoloji olduğunu gösterir nitelikte. “Teoride” kelimesinin altını çizmek isterim; keza Gorki, 1917 Bolşevik Devrimi ve SSCB’nin kuruluşunu izleyen yıllarda, devrim kendisini hayal kırıklığına uğrattığı, kalemiyle tasavvur ettiği sosyalizm düşüncesine uymadığı için Sovyetler’i terk etmiş bir isimdir. Kitaba gelecek olursak, fabrika işçisi Pavel Vlasov’un Çarlık yönetimine, dünya düzenine uyanması ile başlıyor roman. Bu uyanış kitaplar, dostlar, gazeteler ve bir gencin yüreğinden söküp atamadığı proletarya öfkesinden güç buluyor. Pavel’in kararlı kişiliği, dik duruşu da bu gücü kamçılıyor diyebiliriz rahatlıkla. Pavel’in “sosyalist” düşüncelerini eyleme dökmesi, fabrikadaki diğer genç işçilere uyanışının kendisine bağışladığı düşüncelerden bahsetmesi ile gerçekleşiyor. Bu eylemin en büyük iki destekçisi ise annesi Pelageya Nilovna ve dostu Ukraynalı Andrey. Kitap ise bu üçünün çevresinde, Pavel’in zihninden ananın yüreğine taşarak şekilleniyor. Kitabın kurgusal nüansları üzerinde durmanın pek lüzmu yok; ben daha ziyade Gorki’nin cümlelerinde, kelimelerinde yürüttüğü sosyalizm propagandasına değinmek istiyorum. “Parçalanmış yürekleri tek bir yürekte birleştirmek” olarak ifade ediyor kahramanlarımız sosyalizmi. Parçalanmış yüreklerin, bahar çamuru ve kış ayazı arasında renksiz iki göz evlerinde soyluların rahatı için çalışan Rus proletaryasını temsil ettiği kanısındayım. Kitapta, Çarlık Rusya’sının halka sahip olmadan varlığını sürdüremeyeceği birçok defa yinelenmiş, bu çıkarımın haksız olmadığını da gösterdi tarih. Ana’nın ancak insanlık yararına
AnaMaksim Gorki · Can Yayınları · 202534,4bin okunma
“Karanlık bir yaşamın insanları olarak bizler her şeyi hissederiz, ama duygularımızı dile getirmekte zorlanırız, duygularımızı anladığımız, ama dile getiremediğimiz için kendimizden utanırız. Ve çoğu zaman utancımızdan, düşüncelerimize kızarız. Her yandan vurur bize yaşam, iğneler bizi, biraz dinlenmek isteriz, ama düşüncelerimiz engel olur buna.”
“Bence, bir insanın öldüğünü söylerken çok acele ediyoruz. Ölen onun ağzı, dudaklarıdır, söyledikleri insanların yüreklerinde sonsuza dek yaşayacaktır.”
“burjuva sözcüğünü unutmayın anacığım. bizleri kemiren onlardır, kemirirler, kanımızı emerler.”
“zenginler mi yani?”
“zenginlikleri aynı zamanda felaketidir de onların. bakın, bir bebeğin yemeğine her gün biraz bakır katarsanız bu onun kemiklerinin gelişmesine engel olur ve çocuk cüce kalır; insanı da altınla zehirlerseniz ruhu büyümez, beş kapiklik lastik bir top gibi küçük, ölü, renksiz olur.”