"Bütün canlılar yalnızdır Louis, hepimiz ölüm anında yalnızlığa boyun eğeriz. Ve hayatta olduğumuz anlarda da böyle olmadığına inanmak beyhudedir. Hatta beraber uyuduğumuz karımızın bedeni bile yabancı bir varlık olarak kalır; babalık ettiğimiz çocuklar bile bize yabancıdır. Kuşkusuz, Yaradan hepimizin kendisiyle gönül bağı kurması ve onunla bir olması için böyle istemiştir. Bu yalnızlığa merhamet ve sadakadan, yani başkalarının bizden bile çok acı çektiğini bilmekten başka çare yok."
Yastıklarının üstünde dönen Yakışıklı Philippe inledi: "Birader Renaud, dünyanın değerine bakın. İşte size Fransa kralı!"
...
Psikopos Pierre, ötekilere uyup duayı sürdürdü: "In manus tuas, Domine..."
Yatağa döndüklerinde duaları yarıda kesildi; Demir Kral ölmüştü.
Birader Renaud gözlerini kapatmak için yaklaştı. Kral, sağlığında hiç kırpmadığı gözleri açık gitmişti. Baş Engizitör gözlerini kapatmak için boş yere uğraştı. Ebediyete gözü açık giden kralın gözlerini bir bandajla kapattılar.
Kadınların yarısının doğumda, çocukların üçte ikisinin beşikte öldüğü, salgınların yetişkinleri kırıp geçirdiği, kilise öğretilerinin insanları öbür dünyaya gitmeye hazırladığı ve çarmıha gerilme, din şehitleri, mezara gömülme, kıyamet günü gibi konularla dolu sanat eserlerinde sürekli olarak ölümün tasvir edildiği bu asırlarda, insanlar ölüm fikrine aşinaydı ve sadece sıradışı bir ölüm şekli onları duygulandırabiliyordu.