Akhilleus’un Şarkısı
Açıkçası normalde inceleme yazma gibi bir düşüncem hiç yoktu çünkü okuyacak bir kitlem yok. Şaka şaka. Ondan değil tabiki, içimden gelse yazardım her halükarda. Bilmiyorum neden gelmedi. Ama alıntı yazarken konu başlığı eklemek için sıkı okur olmam gerektiğini söyledi 1000kitap bana -kırıcıydı haberiniz olsun ;(- bende bu güzel kitaba inceleme yazmaya karar verdim. Gerçi daha bitirmedim ne cesaretle geldiysem! Olsun halledeceğiz.
Anlatımın duruluğu mu demeliyim yalınlığı mı tam emin değilim ama çokça hoş geliyor okurken, satırların arasında kayboluyorsunuz.
Kitabın ilk satırlarını okurken Akhilleus'un ağzından okuyacağımı düşünmüştüm ve nasıl yaa yarı tanrı değil miydik biz falan demiştim. Komik bir şoktu Patroklos'dan okumak fakat sonralarda hoşuma gitti. Akhilleus'un zarif güzelliğini dışarıdan okumak istek değil ihtiyaçmış, okudukça fark ediyor ve büyüleyici aurasına çekilmekten memnuniyet duyuyorsunuz. Tıpkı Patroklos gibi. Okudukça hak veriyorsunuz ona, dayanılmaz bir çekimleri var birbirlerine karşı. Aşka saygısı olan bir bireyseniz paranızın hakkını verir, beklentilerinizi boşa çıkarmaz. Uzun zamandır dijital fantastik kitaplar okuyup duyuyorfum ama Akhilleus'un Şarkısı ile tekrardan baskı kitap bağımlılığına döneceğim gibi gözüküyor.
!!
Gerçi beni biraz üzecek biliyorm ama umarım sonunda fazla ağlamam.
Ne kadar değiştiğimi sonunda fark ettim. Yarıştığımızda kaybetmeyi, kayalıklara kadar yüzdüğümüzde geride kalmayı, mızrak çarpıştırma veya taş sektirmede yenilmeyi artık umursamıyordum. Böyle bir güzellik karşısında mağlup olmaktan kim utanırdı ki? Akhilleus'un kazanmasını seyretmek, kumları döven ayak tabanlarını veya tuzlu suda inip çıkan omuzlarını görmek yeterliydi. O kadarı yeterliydi.
"Demek istediğim..." Sustum. Üstüme bir katılık geldi, öfke ve kıskançlığin o tanıdık yakıcılığı çakmaktaşı gibi kıvılcımlandı ama acı sözler daha düşünce halindeyken ölüp gittiler.
Sonunda, "Senin gibi biri daha yok," dedim.
Peleus'un oğlu. Çocuğun açık renkli parlak saçlarının üzerindeki defne tacın koyuluğunu, koşu pistinde pembe pembe parlayan ayak tabanlarını hâlâ hatırlıyordum. İşte, oğul dediğin böyle olur.