"... O ana dek hiçbir ilahi kelam, hiçbir tanrısal alamet, hiçbir semavi işaret ulaşmamıștı kendisine. İlahi olan hiçbir şeye inanmamıştı. Hep dinsiz olmuş, rahiplerle ve ruhlarının ölümsüzlüğüyle tatlı tatlı dalgasını geçmiști. Bu hayatın ötesinde bir hayat yoktu ona göre; hayat o anda ve oradaydı, sonrasıysa sonsuz kör karanlıktı. Oysa kızın gözlerinde gördüğü şey ruhtu... hiçbir zaman ölmeyecek olan ebedi ruh. Tanıdığı hiçbir adam ve hiçbir kadın onda ölümsüzlük fikri uyandırmamıştı. Ama kız öyleydi. Daha kendisine ilk baktığı anda fısıldamıştı bunu."
"Yine birisi için önemli olmayı ne kadar çok özlüyordu; kürsülerde önemli olmak değil, bir hayır kurumunun parçası olarak önemli olmak değil ama özel bir şekilde önemli, yalnızca başka biri için, tamamen özel, başka kimsenin bilmeyeceği veya fark etmeyeceği şekilde. Bu kadar çok insanla dolu bir dünyada yalnızca bir tanesine sahip olmayı istemek, milyonlarcasının içinde yalnızca birini kendine istemek pek de büyük bir şey gibi gelmiyordu. Ona ihtiyacı olan, onu düşünen, onun yanına gelmeye hevesli olan biri... ah, ah, insan nasıl da fena halde istiyordu değerli olmayı!"
"... iyiliğe, iyi olma durumuna yalnızca zorluk ve acıyla ulaşılırdı. Ona ulaşmak uzun zaman alırdı; aslında insan ona asla ulaşamazdı veya ulaşsa bile sadece bir anlık olurdu bu, sadece bir anlık. Bu yolda çabalamak için müthiş bir tahammül gerekirdi ve yolun tamamı kuşkularla doluydu."