Bazen bir insanı sevmenin tamamen kalbimizde kurguladığımız bir oyun olduğunu düşünürdüm.
Belki de bu oyunu bize oynayan kalbimizin ta kendisiydi.
Sanki kalbimizin bu acıyı duymaya, bu acıyı tatmaya, bu acıya bakmaya, bu acıya dokunmaya ihtiyacı vardı. Sırf kendi ihtiyaçları için, bizi kandırıp sevmek adını verdiği oyunun başrolü yapardı.
Akıl, iyiye de kullanılabilirdi, kötüye de… Aklını kötüye kullananın diline yalan bir sarmaşık gibi dolanırdı, iyiye kullananınsa idam ipi saklayamadığı gerçekleri olurdu. Zeka ise çok farklıydı. Akıl ile zekayı, dip ile zirveye benzetiyordum. Zeka hangi tarafı seçerse seçsin, en gerçekçi yalanı yalnızca o kullanabilirdi ve yalanın rengi hangi kıvamda olursa olsun, yalan girdiği yere ihaneti getirirdi.
“ Bana bir daha Eftalya deme,” dedim.
“Herkes sana Eftalya diyor ama.” dedi
“ Sen deme,” dedim. “ Herkes desin, sen deme çünkü sen söylediğinde adımın anlamı çiçek değil, denizkızı oluyor. “
“ Sırtım kötü durumda,” dedi. “Yüzünü çek” “Yüzüm lekelerle dolu, kesiklerine de çok yakışıyor.”
“ Senin lekelerine hiçbir şey yakışmaz,” dediğinde vücudu hala titriyordu.
“Benim izlerim hiç hem de”