"Tıpkı çocukluğumdaki gibi yeniden ayrılmak üzereydik. Ancak bu sefer önemli bir derdimiz vardı: Birbirimize sarılmamız mı gerekiyordu, uzanıp elini öpmem mi, varınca aramasını söylemem mi lazımdı; bilemedim. Birbirimize birkaç kaçamak ve hüzünlü bakış attık sadece. Sanırım vedalaşmak ve herkesin kendi yoluna gitmesi için bu kadarı kâfiydi."
"Hayatının geri kalanını hepi topu üç cümleyle özetlemişti. Ne yaparsam yapayım, her ne söylersem söyleyeyim, karşımda babam değil bir zamanların söz üstadı duruyordu ve ben bunu sıklıkla unutuyordum. Belki de unutmuyor türküleriyle cümle memleketi titretip duran bu adamın söyledikleri bir tek bana tesir etmiyordu. Ben dinleyici değil yarım yamalak da olsa oğluydum."
"Babam uzaklardayken, yıllar yılı kayıpken, nerede sefa sürdüğünü, yaşayıp yaşamadığını bile bilmezken varı yoğu belirsiz bir türküden ibaretken daha güzel kavga ediyordum onunla. Çünkü bir babanın kendisiyle değil, hatırasıyla kavga etmek her zaman daha kolaydı, belki de daha zor, kim bilir."