"Önce üç telli bağlamasından birkaç kederli nağme doldu avluya, ardından konağın açık pencerelerinden çıkan kelimeler Harput'un üzerinde dolaşmaya başladı."
"Evimde yorganıma sarınıp uyumaktan, en fazla Aylın'ı düşünmekten başka hiçbir şey istemiyordum. Ama hayat, yakın ya da uzak akrabalar, anne babalar ve hayırsız kardeşlerle örülüydü ve hepsi zaman zaman kimi köşelere kurulup hayatımızı mahvetmek için bekliyorlardı belki de."
Aza "Nereye gidiyorsun?" diye sormuşlar, "Çoğa gidiyorum." demiş. Babamın peşinde bir hevesle, en iyi ihtimalle gece yarısı Kars'ta olacaktık ama parmaklarımın ucundan bile uyku akıyordu.
"Bağlamasını bir bebek gibi kucağına almış, düşürüp kıracakmış gibi sıkı sıkıya tutuyordu. Yıllar önce aralıklarla köye geldiğinde de, daha eski yıllardan kalma görüntülerde de hep bu bağlama vardı zihnimde. Bütün bir ömür derdini sadece ona anlatmıştı."
"Tıpkı çocukluğumdaki gibi yeniden ayrılmak üzereydik. Ancak bu sefer önemli bir derdimiz vardı: Birbirimize sarılmamız mı gerekiyordu, uzanıp elini öpmem mi, varınca aramasını söylemem mi lazımdı; bilemedim. Birbirimize birkaç kaçamak ve hüzünlü bakış attık sadece. Sanırım vedalaşmak ve herkesin kendi yoluna gitmesi için bu kadarı kâfiydi."