Yazarın okuduğum ilk eseriydi ve aklımda kalmayı kesinlikle başardı. Bu akılda kalıcılık alışık olduğumuz türden sayılmayabilir çünkü bazı durumlar rahatsız edici dahi olsa eserin finali aslında çok beklenmedik ama aslında tam da olması gerektiği gibi gerçekleşiyor.
Esere ilk başladığınızda rahatsız olabilirsiniz -sağlıklı bir birey olduğunuzu gösterir- ama o dönemin normal karşılanabilen durumları olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekir. Ruth ve Eric (ana karakterler) arasındaki abartılı yaş farkı ve Eric'in öğretmen, Ruth'un ise henüz 16-17 yaşındaki öğrencisi olması yer yer gerçekten okuyucuyu rahatsız edebiliyor. Aslında eserde Ruth'un iç dünyası daha çok sahnede olsa da ilerledikçe asıl incelenmesi gereken karakterin Eric olduğunu görüyoruz. Ruth'u dizginleyerek ufkunu açmak amacıyla (!) kendi evine alan Eric, aslında benim gözümde küçük Ruth'u bir süs balığını fanusa koyar gibi kendi istediği dünyaya kapatıyor. Onu o dünyada korkunç manipülasyon ve psikolojik şiddet yöntemleriyle (başlarda tersini düşünsem de Eric bunu bir mağdur olarak bilinçsizce değil, kesinlikle bilinçli yaptığı düşüncesine vardım) istediği bir kadına çevirmeye çalışıyor. Heyecanlı ve hevesli Ruth renkli dünyasında Eric'e kapılıyor ama aslında ilk günden beri onu güvende hissettiği bir aile olarak görüyor. Yaşının getirdiği bilinçsizlikle Eric'in hayatındaki yeri ile ile ilgili karmaşalar yaşasa da kitabın sonunda aslında Ruth'un bu duruma yaklaşımını net bir şekilde görüyoruz.
Hasta eşi için onca fedakarlık yapmış dahi olsa, Ruth için Bel'i -eşi- terk etmesi aslında Eric'in belki de yaptığı onca kötülük arasında en büyük hatası oluyor... Hem de bu sefer Bel, Ruth veya Jonas'a değil, kendine yapıyor bu kötülüğü. Çünkü hasta Bel'i en önemli anında onun için terk ettiğini öğrenen Ruth,