Ceren T

Ceren T
@theoathkeeper
.thegirbehindthereddoor.
Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu? Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendime bir yer edinemiyorum, kendime bir yer… Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına aynalarla kaplattım, ölü ben’im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir. Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? “Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” bir çocuk demiş. -Nilgün Marmara
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Şu yüzüğün Hatice’ye verin
Önce kayısı ağacı kurudu. İlk yazlar dallarında el çırparken ortasından ayrılırdi bir gün. Annem ürperdi. Karardı. Dua etti. Pınar’dan su taşıdı. Avlunun dört köşesinde Üzerlik yaktı. Kayısı küçüldü küçüldü, biraz acıya, biraz serçeler, biraz da annemin yemenisine benzeyen bir boşluğa dönüştü. Yayığın ipi bir zaman sallandı o boşlukta. Annem kirpiklerini silerek bahçeye sarmaşık gülleri dikti. Akasya ağacını kucakladı. Gül hatmileri öptü. Domateslerle konuştu. Delice kuşlarına türkü söyledi. Ay ışığından kandiller yaktı. Çocuklarına okumuş insan hikayeleri anlattı. Bahçe usul usul iyileşmeye başlamıştı ki babam öldü. Gökyüzü yere indi. Babam, sustuğu bütün sözleri götürdü. Toprak’ın gökyüzünden büyük olduğunu o gün öğrendik. annem, babamın mezarından daha derine düştü. Bütün sesleriyle ağladı. Odalardan tarlalara bir yumak oldu. Duvarları babamın fotoğraflarıyla doldurdu. Seccadesini fotoğrafların önüne serdi. Durmadı, hacca gitti. Bilmediği dualarla babamı sevdi. Ekin ekmeği öğrendi. Buğdayları büyüttü. Devletin kağıtlarını imzalar attı. Kasabanın minibüsünde yolculuk etti. Çıkıp çıkıp bacaya baktı, tutuyor mu diye. Sonu gelmeyen harflerle çocuklarını özledi. Bir gün küçük kızı öldü. Annem kör oldu. Yattı ve bir daha kalkmadı. Yastıklarda, kapı gıcırtılarında, pencere buğularında sarı bir inilti annemin yerine konuştu. Durmadan genç kızdığını anlattı. Kardeşimizin güzelliği annemin yüzünde Gamzelendi. İyilik ölüyor, dedik içimizden. Ölümü unuttugu bir gün büyük kızı öldü. Söylemedik. Zaten seslerden kurtulmuştu. “ bu kız…” dedi, arkasını getiremedi. Sonra birden çocukluğuna gülümsedi: yedi kere sızdırılmış bal gibi/altın bardaklara koyup içmeli. Uzun sürmedi, gelini öldü. Annem, bir kapıdan elini uzattı,” şu yüzüğü Hatice’ye verin” dedi. Dönüp kaldık. Ağzımızda son
Sayfa 28·Kitabı okudu