Şimdi bu durgun ve sessiz gölün başında, kırk yılın birinde çalışmadan, yazmadan, okumadan oturur, dinlenirken, tabiatın ıssızlığıyla birlikte, kendi yalnızlığı da ayrıca çökmüştü yüreğine.
Göl, çok açık gri ve hareketsizdi. Sevimsiz, geniş bir havuz gibiydi. Karadeniz’in koyu mavisi ve hiç bitmeyen çırpıntısı hafızasında hâlâ taptaze olan Muhittin’e hiçbir şey ifade etmiyordu.