Yayımlandığı günden beri çok ses getiren Illuminae Dosyaları benim de okumak istediğim serilerden biriydi. Fiyatları pahalı geldiğinden ertelesem de nispeten ucuza bulunca ani bir kararla serinin üç kitabını da sipariş ettim. Böyle güzel bir karar verdiğim için ise kendimi tebrik ediyorum.
2575 yılında uzayın çoğuna hakim olan iki şirketten biri Kady ve Ezra’nın gezegenini yok ederek galaksilerarası bir savaş başlatır. Binlerce mülteciyle birlikte farklı gemilere sığınmak zorunda kalırlar. Peşlerindeki savaş gemileri başta en büyük sorunları gibi görünse de farklı tehditler ortaya çıkar.
Diğer bilimkurgu kitaplarıyla karşılaştırdığımızda ilginç bir konusu olmasa da bu seriyi diğerlerinden ayıran şey olayların anlatım biçimi. Mesajlaşmalar, ses kayıtları, belgeler, günlükler, videoların yazılı anlatımı gibi yollarla hikaye aktarılıyor. Bu sayede sanki film izliyormuşum gibi hissettim. Ağır bir kurgusu olmadığından gayet kolay okunuyor gözünüz korkmasın.
600 sayfalık serüven boyunca hiç sıkılmadım ama özellikle son 200 sayfasını soluksuz okudum. Karakterlerimizin başına ne gelicek, lütfen korktuğum şey olmasın diye gerile gerile bir hal oldum. İki tane büyük ters köşe vardı, ikisini de ağzım açık okudum. Ve kitabın sonu... Kalbimi bıraktım.
Kitaba sadece bir eleştiri getirebilirim o da farklı anlatım tarzından dolayı ana karakterler Ezra ve Kady’i fazla yakından tanıyamamış olmamız. Kişiliklerini, düşüncelerini daha çok okuyabilmek isterdim. Yine de ikisini de sevdim, güçlü ve fedakarlardı ayrıca atışmaları çok tatlıydı. (bazı ergence konuşmalarını göz ardı ettim) James McNulty az yer alsa da beni hüzünlendiren bir isimdi. YZ Aidan hakkında ise ne hissediyorum bilmiyorum ama garipti... fazla garip...
Serinin devamı ile ilgili heyecanlıyım umarım onları da keyifle