mihaniki

mihaniki
@theseries
güzel şeyler kulübü üyesi
Öğrenmenin, alışverişin ve reklamcılığın temelinde taklit yatar: Gördüğümüz şeye sahip olmak, onu yapmak ya da o olmak isteriz. Başka hiçbir şey Bogart'ı izlemek kadar canımızın bir kadeh martini çekmesine sebep olamaz. Kırmızı spor arabadaki genç çiftin resmini gördüğümüzde, adeta farkında olmadan düşünürüz: Bu ben olabilirdim. Bunu ben yapıyor olabilirdim. Taklit, yani başkalarını kopyalama dürtü ve yeteneğimiz, imrenmeye de yol açar.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"Eğer herkes mükemmel olsaydı, o zaman her bir bireyin yeri bir başkası tarafından doldurulabilirdi. İnsanlar kusurlu oldukları içindir ki her birey eşsiz ve vazgeçilmezdir."
Gönlümüzden geçen her şeye sahip olabileceğimiz bir dünya nasıl bir yer olurdu? Yaşamımızı, bizzat kendimizi, bedenimizi ve algılarımızı nasıl tasarımlardık? Neleri bu tasarımın dışında bırakırdık ya da bırakacağız? Acıyı mı? Çirkinliği mi? Kederi mi? Mükemmel olmayı gerçekten istiyor muyuz acaba?
Ölüm korkusu ve ölüm arzusu - genelde narsisistik özellikler olarak değerlendirilen bu birbirine zıt iki durum da, kişinin içsel kaynaklarının yetersizliğini yansıtır. Bu yüzden, dış sınırlarını durmaksızın sağlamlaştırma ihtiyacı içinde olan narsisist kişi, başkalarının kendisine duyduğu aşk, hayranlık veya imrenme gibi teçhizatla donanarak içindeki daimi ölüm arzusunu savuşturur.
Hemen herkeste görülen şöhret ve servet kazanma arzusu (buna mesleki başarı ve her çeşit takdir de dahil), temelde tek bir arzuya dayanır: Başkaları tarafından beğenilmek. Issız bir adada tek başımıza olsaydık, emin olun kılımızı bile kıpırdatmazdık.