Eğer aklımızın sesine kulak verirsek, bunun böyle devam etmeyeceği muhakkak. Bıngılımızı büyütmektense, hakikatin ve güzelliğin alevini tutuşturmak için onu yakmanın bizi daha mutlu ve
daha iyi kıldığını göreceğiz. Tehlikeye atılmak pahasına da olsa,
kendimizi sınamanın bazen ihtiyaç duyduğumuz bir şey olduğunu göreceğiz. Yedi yıllık kıtlığın da yedi yıllık bolluk kadar önem
taşıdığını, bağlantı kurmanın anlam ürettiğini, vermenin aslında
almak olduğunu göreceğiz. Kısacası, yeteri kadarının gerçekten de
yettiğini göreceğiz.
Bu, mutluluğu görev, sorumluluk ve gereklilikle şekillendirilmiş
bir yaşamın ümit edilen bir yan etkisi olarak görmekle, mutluluğu
ele geçirilemediği için daha da büyük bir hırsla peşinden koşulan,
neredeyse evrensel bir amaç olarak görmek arasındaki farktır.