Bu zamanın içinde bazan kolum onun kolunun dokunuşundan alev alev yanarken, bazan başı omuzuma düşsün, hadi düşsün diye saatler boyu beklerken, bazan boynuma dokunan saçları orada kalsınlar diye koltuğumda kaskatı kasılıp kalırken nefes alış verişlerini dikkatle, saygıyla sayar, alnında beliren kederli kırışıklıkların anlamını kendime sorar ve birden benim bakışım altındaki solgun yüzü çiğ bir ışıkla aydınlanıverip Canan uyanınca, ilk şaşkınlıkta, nerede olduğunu anlamak için pencereden dışarı değil de, benim güven verici gözlerime bakıp gülümseyiverince nasıl da mutlu olurdum!
Okumalarımın arasında bazan, kitaptan yüzüme vuran ışık öylesine güçlü, öylesine parlak gelirdi ki bana, değil bütün ruhumun masada oturan gövdemin de eriyip gitiğini, beni ben yapan her şeyin kitaptan fışkıran ışıkla birlikte yok olduğunu düşünürdüm. O zaman, beni de içine alarak büyüyen ışığın, önce yeraltındaki bir çatlaktan sızan bir ışık gibi, sonra gitikçe güçlenerek, yayılarak dünyayı sardığı, o dünyada benim de bir yerim olduğu canlanırdı gözlerimde: Bir an, cesur ve yeni insanları, ölümsüz ağaçları ve kayıp şehirlerini görür gibi olduğum bu ülkenin sokaklarında Canan'la karşılaştığımı, onun bana sarıldığını hayal ederdim.
"Başkaları doğaya bakınca," dedi Dr. Narin, "orada kendi korkularını, sınırlarını, yetersizliklerini görürler. yetersizliklerini,Sonra kendi zayıflıklarından korkup doğanın sınırsızlığı, büyüklüğü, derler buna. Ben ise doğada benimle konuşan, bana ayakta tutmam gereken kendi irademi hatırlatan güçlü bir tebliğ, zengin bir yazı görürüm, onu kararlılıkla, acımasızlıkla,korkusuzca okurum.