Daracık dünyamda, insanlardan kopuk, manevi olarak çürümüş, yeraltında sahip olduğum kinimle başa baș nasıl boğuştuğumu anlatmak pek de hoş olmasa gerek. Üstelik romanların bir
kahramanı olur, bense bir kahramanın taşımaması gereken tüm özellikleri tașıyorum.
Kendini 'fakir bir soylu' olarak tanımlayan yeraltı adamının diğerlerinden farklı ve özel olduğunu düşünerek gerçeklikten kopuk, kendi dünyasında yaşadığı hayatından bir kesit anlatılmakta. Baştan sona melankolinin pençelerinden kurtulamadığınız ve ne hissedeceğinize karar verme konusunda baskın olarak arasında kalacağınızı düşündüğüm iki şık; karakterin acınası haliyle hayatınızdan bir parça bulup üzüleceğiniz mi? Yoksa verdiği içsel savaşla kendinizi sorgulayacağınız mı?(Acıdan beslenen bir narsistin aşık olabileceğini düşünmediğim için...) Ben ikisini de seçtim...