Georgi Gospodinov’un Man Booker Uluslararası Ödülü’ne layık görülen eseri Zaman Sığınağı’nı Hasine Şen’in çevirisiyle okudum. Gospodinov, bizi geçmişin derin sularına indiriyor; hatırlamanın, yaşatmanın ve unutmamanın karmaşık yüzünü gösteriyor. Muazzam bir fikir ve bu fikri hakkıyla işleyen güçlü bir anlatım.
Romanın merkezinde, geçmişe takıntılı karakter Gaustin var. Hayatını anıları ve nesneleri biriktirerek yaşayan, zamansız bir figür. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkilerinden sonra gelecekle bağını koparmış, geçmişe sığınmış biri. Gospodinov, Alzheimer üzerinden bu karakteri kurarak “Geçmiş Klinikleri” fikrini ortaya koyuyor. Her katı farklı bir on yılı temsil eden bu klinikler, hastalara hatırladıkları dönemde yaşama imkânı sunuyor. 60’lar, 70’ler, 80’ler… Odalarda dönemin gazeteleri, radyolarda o yılların müzikleri. Hastalar kayıp zamanlarını ararken buldukları dönemde kalıyor, ömürlerini orada sürdürmek istiyorlar.
Bu fikir kısa sürede büyüyor, Avrupa’ya yayılıyor. Ülkeler referandumlar düzenliyor: “Hangi on yılda yaşamak isterdiniz?” Geçmiş, bireysel olduğu kadar kolektif bir inşa sürecine dönüşüyor. Romanın en çarpıcı yanı da burada: hatırlamanın ve zamanın önemini “Geçmiş Kliniği” üzerinden tartışması.
Gospodinov’un metni, Borges’in zaman felsefesine göndermelerle dolu. Meta kurmacanın içinde sürekli değişen anlatıcılar, mekânlar ve zamanlar arasında dolaşıyoruz. Yazar da arada romana dahil olup yön veriyor. Zaman Sığınağı, geçmişin birikerek hayatlarımızı nasıl şekillendirdiğini, zamanın yalnızca yitip giden bir şey olmadığını; mekânların, nesnelerin ve dilin hafızadaki yerini sorgulayan bir “fikir romanı.”
Gaustin’in ofisini 60’lar tarzında döşemesi, Beatles hayranlığı, bakalit gramofondan şarkılar dinlemesi gibi ayrıntılar romanı canlı