görüyorsun ki hepsi hayata birer miktar kin borçlu. hepsi çocukluklarından beri mahrum oldukları kuvvete hasret çekerek ve kendilerini yiyerek bu hale gelmişler.
birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş... ne aradığımızı bilmeden aramak... şimdi içim rahat, aradığını bulan ve başka istemeyen biri gibi sükûnet içindeyim... dünyada bundan büyük bir saadet olur mu?
hayat dediğin başka nedir zaten?
ben şuna inanıyorum ki, üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız.
"bana istenecek bir şey söyle, uğruna can verilecek bir şey söyle, hemen dört elle sarılayım..." dedi.
nihat güldü:
"gördün mü? derhal sapıtıyorsun. hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. her şey yaşamamız için olmalıdır. hatta biraz ileri gideyim, kendi yaşamamız için... sen kafanın içindeki yokluğa o kadar saplanmışsın ki, derhal uğrunda can feda edecek bir şey arayarak ikinci bir yokluğa dalmak istiyorsun! yaşamak, herkesten daha iyi, herkesten daha üstün yaşamak, insanlara hakim olarak, kuvvetli, belki de biraz zalim olarak yaşamak... dünyada bundan başka istenecek ne vardır? hayatını bu gayeye vakfet, görürsün, nasıl birdenbire canlanacaksın!"