insanların bazı köpürme devreleri vardır ki, küçük bir hazırlık dakikasıyla başlar. bu dakikada gözler birbirini anlamaya çalışıyor gibi durur, güya "ağlayalım mı?" sorusuyla bakışır. bu dakika uzun bir zaman kadar hatıralarla doludur, bu bir dakikada bütün yaralar -henüz taze kanayarak, her biri bir başka hatıranın ateşiyle yanarak- ortaya çıkar. kalbin binlerce noktalarından birer ıstırap iniltisiyle binlerce delik açılır, türlü kırık ümitler, acı ümitsizlikler, matem hayalleri, bütün hayatın o ağlayan hediyeleri acı -bir kabristanın ruhlar meclisi gibi- feryatlarıyla, gözyaşlarıyla sürüne sürüne buluşurlar. bir bağrış çağrış ve matem toplanması! yalnız küçük bir dakika: o vakit gözler kapanır sanki şu elem mahşerinin üzerine düşmüş bulutlarla yüklü bir sema... artık ağlamak zamanı gelmiştir.
"evren'in ruhu, bir düşü gerçekleştirmeden önce yol boyunca öğrenilen her şeye değer biçer. bize karşı kötü duygular beslediği için böyle davranmaz. düşümüzü gerçekleştirmemizin yanı sıra, ona doğru ilerlerken aldığımız dersleri de iyice öğrenmemizi ister. ama insanların çoğunluğu, işte bu anda vazgeçerler. çölün dilinde biz bu durumu şöyle tanımlarız: vahanın palmiyeleri ufukta görünmüşken susuzluktan ölmek."