Bakışlarından kendine güvenmeyen, kırılmaya müsait bir ifade geçti. Onun için üzülebilirdim ama moralini bozmaktan canice bir haz duydum. Savunmasız bakışı içimde kötülükle beslenip yüzyıllardır uyuyan canavarı uyandırmış, ağzının sularını akıtmıştı. Onu daha da fazla üzmek istedim.
Vincent yanıma geldikten sonra, "Şarap ve kadınla ilgili halk şarkısını biliyor musun?" diye sordu. Biraz düşündükten sonra hangi şarkıdan bahsettiğini anladım. Senteria ve Zirakov kültürünün kesiştiği birkaç noktadan biri bu şarkıydı. "Haydi Güzelim, Benimle Dans Et," diyerek şarkının adını mırıldandım.
Sırıtıp kalabalığa doğru ilerledim. Burada herkes partneriyle dans ediyordu ama eteğimi hafifçe kaldırıp tek başıma ortalarında zıplamaktan hiç gocunmadım. Döndüm, bana gülümseyen insanlara gülümsedim, adlarını bile bilmediğim kadınlara sımsıkı sarıldım... Sanki dans etmek hayatın püf noktasıymış gibi hissediyordum.
Kitabı bu kadar sevmem onu şaşırtmış olmalıydı ki hayretle kaşlarını kaldırdı."O kadar güzel demek. Sen okuduktan sonra ben okurum."
Dudaklarımı büzdüm. "Kitaplarımı paylaşmayı sevmem."