Tıpa Tıp
Heyecanlanmıyorum artık Her şey aynı herkes tıpa tıp Çok acı
Alıntı
Hepimizin yaşama amacı, hayattan beklentileri, dünyaya kattıkları ya da dünyanın ona verdikleri birbirinden çok farklı. Hiçbir hayat yok ki bir diğeri ile tıpa tıp aynı olsun. Bu sebepledir ki yaşadığımız hayatları kıyaslamak pek de doğru olmaz.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kim Bu Öteki?
Çok basit bir isim gibi gelse de öteki kavramı aslında çok derin bir yerden geliyor. Dostoyevski kitabına bu ismi seçerken eminim çok derin anlamlar içersin de insanlar vayy ne derin bir anlamı var desin diye koymamıştır. İlgi çekici ve okuru çeken bir ismi yok kitabın hatta kahramanımızın bile ilgi çekici tarafı yok. Bizi öteki ile tanıştıranda kahramanımızın ilgili çekici olmayan tarafı. Ben basit bir adamım dolambaçlı yollara sapmam düzgün açık yollarda yürürüm. İmalı sözlerden hoşlanmam, ikiyüzlülüğe tenezzül etmem. İftiradan ve dedikodudan tiksinirim. Dalkavukluk yapamam. Ve kitapta geçen o ikonik cümle “maskeyi sadece maskeli balolarda takarım” kahramanımız işte tamda böyle biri. Sevgili okur içinden geçenleri tahmin edebiliyorum bu adam baya ezik diyorsun. Tamda öyle kendini de öyle tanımlıyor zaten pek önemli biri değilim bundan da hiç pişmanlık duymuyorum diyor. Çevresi de ona öyle bakıyor. İş yerinde ki insanlar hatta hizmetçiler bile onu pek dikkate almıyor. Bu beni şaşırtmıyor çünkü insan kendini hangi kelimelerle tanımlarsa çevresi de zaten öyle tanımlar ve ona göre muamele eder. İnsanlar dünden hazır bu duruma… Fakat sevgili okur ben kahramanımızı ezik olarak tanımlamıyorum evet belki biraz hatta biraz değil fazla kendini eleştiren fazla içine içine konuşan ve hakkını savunamayan biri ama çevresinde ki insanlardan farklı nasıl mı onlar gibi ağzına geleni söylemiyor içinden konuşup meseleyi kendi içinde halletmenin peşinde. Direk yargısız infaz yapmıyor. Gürültüyle değil konuşarak meseleleri halletmeye çalışıyor.Aslında normal biri ama bu dünya böyle olunca ezik deniyor. Hatta kitapta bahsettiği üzere bir akıl hastanesine götürülüyor. Ne acı… Doktoru ona kitabın başlarında gez eğlen takma kafana diyor. Doktor adı geçmese bu tavsiyeyi sokaktan her
Az önce Maltepe Camii'nde Ekrem Buğra Ekinci hocaya tıpatıp benzeyen (Gözlükleri ve bıyığı bile aynı :D) birini gördüm. Utanmasam gidip kendilerine tarih sorusu sorarak afallatıp Ekrem hocanın fotoğrafını gösterip tıpa tıp benzediklerini gösterecektim. Ama vazgeçtim. En iyisi ben Ekrem hocanın youtube kanalındaki videolarının altına sorularımı sormaya devam edeyim :D
Bak şimdi bir evrende insanlar kendilerine tıpa tıp benzeyen duygu düşünce yapısı fiziksel ve ruhsal olarak tıpa tıp benzeyen robotları satın alabiliyorlar ama robotlar asla dışarıdan fark edilmiyor tamam mı aynı ikiz kardeş gibi robot her şeyi doğru yapıyor. Kahveyi nasıl sevdiğini biliyor, Hangi müziği açacağını, Hangi kelimelere kırılacağını bile biliyor. Günler geçiyor... Aylar geçiyor... Bir yıl doluyor. Ve bir sabah kadın uyanıyor. Mutfaktan sesler geliyor. Gidip bakıyor. Robot, kendisine birebir benzeyen başka bir robotla konuşuyor. Kadın şaşkınlıkla soruyor: “Bu da kim?” Robot, gayet sakin bir sesle cevap veriyor: “Ben bir sene dolunca, kendime yardım etmesi için bir robot satın aldım.” Kadın donup kalıyor. “Nasıl yani?” diyor. Robot devam ediyor: “Aynen senin yaptığın gibi.” Ve işte o anda... Kadın bir an duruyor.
Grange mı Dan Brown mu
🟥 1. Dan Brown’ın bilgi aktarımı: “didaktik ve blok hâlinde exposition” Dan Brown’ın anlatımı genelde: • Uzun bilgi paragrafları • Karakterlerin durup “mini konferans” vermesi • “Öğretmen gibi” bilgi anlatması • Sanat tarihi / mimari / sembolizm dersine dönüşmesi şeklinde ilerler. Bu yüzden birçok okur onun bilgi pasajlarını: • kuru, • mekanik, • akışı kesen, • edebi tadı düşük olarak görür. Kötü değil ama “ders” gibi. Hikâyeden bağımsız durduğu için okuru yorabilir. 🟩 2. Grangé’nin bilgi aktarımı: “organik, atmosfere gömülü bilgi” İşte burada büyük fark var. Grangé: • Bilgiyi aksiyona karıştırır • Karakterin ruh hâline, mekâna, gerilime yedirir • Belgesel tınısı verir ama hikâyeyi durdurmaz • Bilgiyi “içeriden” verir, dışarıdan ders gibi değil • Dilini sert, hızlı ve sinematik tutar Yani Grangé’de bilgi hikâyeyi besler, Dan Brown’da ise hikâyeyi keser. Bu yüzden senin Grangé’yi daha çok sevmen edebi açıdan fazlasıyla anlaşılır.