Humman bin Haris der ki: Bizler Huzeyfe (radıyallahu anh) 'ın yanındaydık. Oradakiler : "Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendileridir" (Maide 44) ayetini mevzu bahis ettiler. Topluluk içerisinde bir adam : - Bu ayet ancak, İsrailoğulları hakkındadır, dedi. Bunun üzerine Huzeyfe (radıyallahu anh) : - (oh, oh) İsrailoğulları sizin için ne iyi kardeşler! Kötü şeyler onlara, iyi şeyler size! Hayır! Canımı elinde bulundurana yemin ederim ki, okun arkasındaki tüy nasıl kendisini takip ediyorsa, siz de onların yolunu tıpa tıp takip edeceksiniz."
Sayfa 199·Kitabı okuyor
Kulaklar insan vücudunun en güvenilir organlarıydı . İnsan ne kadar kilo alırsa alsın kulakları tıpa tıp aynı kalıyordu , daima sadık , daima vefalı.
Sayfa 46 - metis yayınları·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İSMAİL DEDE EFENDİ: TÜRK MÜZİĞİNİN SON DEVİ...
(...) III. Selim’den sonra, yine bir musikîşinas Padişah olan II. Mahmud devri gelir. Türk müziğinin altun çağı, toplum hayatındaki olanca izmihlâl manzaralarına rağmen, bu devride de devam eder. II. Mahmud’un III. Selim’den aşağı kalmaz bir bestekâr olduğunu, ama bir çok II. Mahmud bestesinin yanlışlıkla III. Selim’e mâledildiği için kadrinin pek bilinmediğini savunanlar vardır. Fakat bu devrin asıl büyük simâsı, hiç şübhe yok ki, İsmail Dede Efendi’dir. Ona “Türk müziğinin son devi”, ve “hâce-i âhir” derler. Onun hakkında Ahmed Hamdi Tanpınar’ın şu sözleri dikkat çekicidir: “İsmail Dede, Osmanlı İmparatorluğu’nun, bir inkırazla beraber yürüyen medeniyet ve kültür değiştirme devrinin başında, neticeleri hayatımızda bugün dahi hissedilen vahim hadiselerin arasında yetişti. III. Selim devrinin umumî hayatta çok mütereddit olan garpçılığını, kendi zevkimizde rokoko rönesansını, II. Mahmud devrinin kanlı ve elim hadiselerini ve 1826’dan sonraki ümid ve azablarını, Abdülmecid zamanının toptan yenileşme ve değişme kararlarını gördü. Eseri, bu uzun ve buhranlı devrin vesika mahiyetinden öteye geçebilecek tek mahsülüdür, demek belki de hatâlı olmaz. (…) O, Türk musikîsinin son büyük üstadıdır. Hattâ daha ileriye giderek diyebiliriz ki, bir inkırazı muhteşem bir zafer yapan dehâsıdır.” __1778 yılında İstanbul’da doğan Dede Efendi, Mühürdar Süleyman Ağa’nın oğludur. Ailesinden gelen bir isimle “Hammamîzade” olarak anılır. “Dede” sıfatı ise, bütün büyük bestekârlarımız gibi Mevlevî olmasından ve bu tarikatteki rütbesindendir. Daha çocukluğunda dikkat çekici bir ses güzelliğine sahibtir. Tahsil basamaklarını hızla tırmanırken, bir taraftan da tarikatte “çile” doldurur. 1799’da “dede” pâyesine erdiği yıl bir bûselik şarkı ile müzik muhitine adımını atar. Onun ardından
Selim Gürselgil, TÜRK MÜZİĞİNE GİRİŞ, -Türk Müziğinin Altun Çağı-, (I. Dönem, Ocak 1996, Feyyaz Aksakal imzasıyla)
Akademya Yazıları
Sevgilisi tıpkı ona benzemişti, çünkü onun da geceleri uykusuz geçmiş, durmadan sevdiğini düşünmüştü. Seven iki insan en sonunda birbirinin tıpa tıp aynısıydı.
Sayfa 106·Kitabı okudu
Alıntı
İlk mağaraların Budist keşişler tarafından değil de, buraya onlardan birkaç bin yıl önce gelmiş olan birileri tarafından kazıldığı; bu mağaraların, Orta Asya'nın geniş bölgeleri altında uzanan ve bir dünya dışı ırkın hayal bile edilemeyecek bilim sırlarını koruyan efsanevi Agarta ve Şambala uygarlıklarının tünelleri olan galeriler labirentine bağlandığını; hatta galerinin ilk bölümünün kimi Budist rahipler tarafından aşağıda gizlenmiş hazineleri, haydutların eline geçmesin diye çökerttikleri söylenmektedir. Asya'daki tünellerin benzerleri, hatta tıpa tıp aynıları Amerika Kıtası'nda bulunmaktadır.
Sayfa 92 - Sınır Ötesi·Kitabı okuyor
Komünizm Maskesi
1955 yılında Moskova'da toplanan beynelmilel sanatçılar ve yazarlar kongresinde, bütün komünistlerin kendi memleketlerinde nasıl hareket etmeleri gerektiği hususu 18 madde halinde tespit edilmiştir. Bu tâlimat, komünist metodlarının bir hülasası mahiyetindedir. Bir de bu kararlara göz atarsak bizde ve bütün Dünyada kızılların maskelerini daha iyi kavrarız. 1) Memleketinizde komünist ve sosyalist partilerin kurulmasını teşvik edip, kışkırtacaksınız. Bu partilerin mevcudu varsa iş birliği yapacaksınız. 2) Memleket ve halkınızı mümkün olduğu kadar, sınıflara ve zümrelere böleceksiniz. 3) İşverenle (patronla) işçi arasında devamlı anlaşmazlık mevzuları çıkaracaksınız. 4) Komünist rejim kökleşinceye kadar, memleketinizde komünist tehlikesinin olmadığına herkesi inandıracaksınız. Sizin niyet ve çalışmalarınızı farkedenleri, vehimli ve jurnalci olmakla suçlandıracaksınız. 5) Gizli ve açık din düşmanlığı yapacaksınız. Mezhep ve tarikat münakaşalarını kızıştıracaksınız. 6) Her millî dâvâ ve davranış karşısında tamamiyle hissiz, tasasız kalacak mümkün olursa önleyici yazılar neşredeceksiniz. Her millî varlığı yıkmak için gayret sarfedeceksiniz. 7) Siyaset, edebiyat, san'at ve bunun bütün kollarında fikirlerinize yakın olmayan ve komünist temâyülü bulunmayanların bütün şöhret, rağbet ve otoritelerini yıkmağa çalışacaksınız. 8) Halkın çok sevdiği, yahut millete kabûl ettirilmiş olan kahramanları yıkmak zor olacağına göre, onları kendinize bayrak yapacak, onların fikir ve düşüncelerini kendi açınızdan yorumlayacaksınız. 9) Romanda, şiirde, yazıda, karikatürde sistemli ve maksatlı olarak işçinin ve köylünün sefâletini mübalâğalı bir şekilde teşhir edeceksiniz. 10) Tercümelerinizde, batının komünist veya komünizme meyilli olan yazarlarının eserlerini tercih
Sayfa 228 - Sebil Yayınevi, 6. Basım, İstanbul 2014·Kitabı okudu