Sonraki bir saat süresince bana neler anlattığını kafamı toparlayıp yazamıyorum. Gördüklerim de, işittiklerim de ruhumu karartmaya yetti; şimdi o görüntü gözümün önünden kaybolmuşken, kendi kendime gördüklerime inanıp inanmadığımı soruyorum ve verecek cevap bulamıyorum.
O zaman bunu onun özel durumundan kaynaklanan, kişisel bir nefrete bağlamış, belirtilerin bu kadar belirgin olmasına şaşırmakla kalmıştım; ama o zamandan bu yana, bunun nedeninin insan doğasının çok daha derinlerinde yattığı ve nefretten daha derin bir dayanağı olması gerektiği kanısına vardığımı söyleyebilirim.
“Farkında mısın, Poole” dedi başını kaldırarak. “Boyumuzdan büyük bir işe kalkışıyoruz.”
“Öyle diyorsanız öyledir, efendim.” diye yanıtladı Poole.
“İyi, öyleyse ikimiz de açık yürekli olmalıyız.” dedi avukat. “İkimiz de kafamızdakileri yeterince kelimelere dökmüyoruz; bana sorarsan, söylenmedik bir şey kalmasın…”