Çocukluk dikeydir. Yukarıya doğru büyürsün, boyun bahçedeki güllerinki kadardır, herkes sana her yıl ne kadar büyüdüğünü tekrar edip durur, baban seni havaya kaldırır, parmak uçlarında yükselirsin, her şey kıpır kıpır hayat ve hareket doludur, yatmak istemezsin, ancak zorla yatarsın. Yaşlılık yataydır. Azıcık dinlenelim, öğleden sonra uzanalım, kanepeye şöyle bir uzanacağım sadece, çünkü belim... Yaşlılık uzun süreli, belki de sonsuz bir yataylığa alışmaktır.
"Kadınların sezgileri güçlüdür. Bu yüzden erkeklerden daha üstündürler. Sizde beş sezgi oyuğu varsa bizde bu sayı ondur. Bu oyuklar, kadınların görünmeyen şeyleri algılamasına, duyulmayan şeyleri işitmesine yarar. Kadınların sürekli değişen ruh halleri, her şeyin altında bir şeyler aramaları, erkeklerin çözük haletiruhiyelerinden daha karışık düşünceleri olması bu yüzden... Fakat bu bir nimet olduğu kadar garabettir de. Zira kadınlar sezerler, sonrasını görürler lakin bu sebeple kafaları daha çok karışır, her şey fazlasıyla anlamanın bir hastalık olduğunu unutma... Dişilik ile delilik yakındır. İkisi de kendilerine serazat bir dünya kurup o dünyada yaşarlar."
"İyi ya işte. Mesele sevdiğiniz kitapları hayatınızın kırılma anlarında yeniden okumaktır. Kitapların canlı olduklarını, nefes aldıklarını, tıpkı insanlar gibi yaşlanıp huy değiştirdiklerini o zaman anlarsınız." dedi Akif.
"Yani kitaplardaki karakterler Birgül cümleler zamanla değişir mi?" dedi Ayvaz.
"Esasında siz değişirsiniz. Siz değiştiğiniz için onlar da değişirler. Gideceğiniz yer neresi olursa olsun, başınıza neler gelirse gelsin kitaplara sığınmaktan vazgeçmeyin. Okumak, ruha can verir. İnsan açlığa dayanabilir lâkin umutsuz ve hayalsiz yaşayamaz." dedi Akif.