Çocukları yaşamdan yalıtan, üretmeyi değil yemeyi öğreten yeni sistem, bizim aldığımız eğitime, Atatürk'ün yaratmak istediği Türkiye'ye tamamen tersti. Bu çarpıkı sistemin gençlerde kişilik, cesaret ve özgüven sorunu yaratacağının bilincindeydik. Sorarım size, yaptığının bilincinde olmayan, yapılanı sorgulayamayan gençlerle bir ülke nasıl aydınlanır?
Köydeki günleri anımsayınca, öğretmenlere unla birlikte verdikleri elbiselik kumaştan özene bezene diktiği elbisesi geldi aklına. Öğretmenliğinin ilk gününde giymişti. Kumaş yetmediği için elbisenin kolunu bir karış kısa dikmişti. Halkın "fakir kollu, yetim kollu,"
Avrupa görmünüşlerin "truvakar kollu" dediği elbisesinin adı köylerde "öğretmen entarisi" olmuştu.
Hasan Âli Yücel, "Türk vatanının dağlarında, bayırlarında ve kırlarında, hatta en ücra yerlerinde kendi kendine açıp solan çiçek bırakmayacağız," dememiş miydi?
Unutmayalım ki, her seçiş bir vazgeçiştir. Ve yine unutmayalım ki, Keşke'nin dini, mezhebi, siyasi görüşü olmaz. Keşke özlem ya da pişmanlık ifadesidir, acı çekenlerin, hatalarını görenlerin ortak kelimesidir. Keşke, yanlış kararlarınızın çektirdiği sancıdır, kalbi kanatın isyandır. Keşke, elden gidenlere, yitirdiklerinize yaktığınız ağıttır. Dizlerinizi dövdüğünüzde geride kalan acıdır. Ama daha acısı da dilinize bir defa yerleşmeye başlarsa peşine bahaneler taktıracak kadar da umarsızdır.