Hayatımız dökülüyordu. Dökülen hayatımız, karşımda duran aynanın çerçevesine benziyordu. Hayatımız alçıdan yapılmış, üstüne altın yaldız sürülmüştü. Altın döküldükçe aslımız meydana çıkıyordu. Osman'la geçirdiğim, sekizi evli dokuz yıldan sonra benden kalan dökülen saç, gevşeyen ten, buruşan yüz, çürüyen beden ve bütün bunları umutsuzca, çaresizce durdurmak için yekpare mermer tezgâha sıraladığım ingili ve bingili şişeler, janjanlı kavanozlar içinde yığınla losyon, tonik krem ve serumdan ibaretti.