Atatürk ise sadece düşünceleriyle başbaşaydı. Koca köşkte yapayalnızdı. Bu hal bana çok dokundu. Yalnızlığı öylesine hüzün vericiydi ki... Bir gece kendisini odasına çıkaracak bir adamı bile olmadığından acı acı yakınmış, ne kadar bedbaht olduğunu anlatmak istemişti.
— Paşam, dedi. Reşit Galip'e biri demiş ki: Hitler bugün konuşacak. Bunun üzerine Reşit Galip'te şu cevabı vermiş: Bizim Hitler her gün konuşur.
Atatürk bu lâfa kızmak şöyle dursun, kahkahalarla gülmüştü.
— Bu Cemalettin ismini kim koydu sana?
Artık adamakıllı korkmağa başlamıştım;
— Babam, diye cevap verdim.
— Öyle ise baban ne adammış senin. Diye sertçe çıkıştı.
Bunun üzerine:
— Ben babamı tanımıyorum. Deyince yüzü daha
da sertleşti:
— Babamı tanımıyorum ne demek? Sen babasız mı doğdun? Baban yok mu senin?..
— Ben dokuz aylıkken babam ölmüş.
Atatürk üzüldüğümü yüzümden okumuş olacak ki, birden sesini yumuşattı:
— Ananı tanıyorsun ya yeter!.. Dedi. Ve biraz durduktan sonra ekledi: Ben de babamı tanımıyorum ya...