Sevgi üzerine ne zaman düşünsem, kelimeler yetersiz kalıyor. Çünkü sevgi, tarif edilemez bir hakikat; yalnızca hissedilir, yalnızca yaşanır. Bazen bir bakışın içinde, bazen bir dokunuşun sıcaklığında, bazen de hiç söylenmeyen bir cümlenin sessizliğinde karşımıza çıkar. İtiraf etmeliyim ki, hayatım boyunca nice duyguya tanıklık ettim; öfkeye, kırgınlığa, pişmanlığa, yalnızlığa… Ama bütün bunların içinden geçerken fark ettim: Hepsini anlamlı kılan, hepsini onaran şey yalnızca sevgiydi.
İnsan sevgiyi arayarak doğuyor. Bebekliğimden beri hissettiğim en güçlü ihtiyaç buydu. Bir dokunuşun, bir gülümsemenin, bir sıcak sözün değeri hiçbir şeyle ölçülemezdi. Büyüdüm, yaş aldım, farklı yolların tozunu yuttum ama içimdeki arayış hiç değişmedi. Bugün bile, kalbimi sarsan en derin şey hâlâ sevgidir. Çünkü sevgi, insan olmanın en saf hâlidir. Sevmek, bir kalbi kendi kalbinin içine almaktır. Ve ben inanıyorum ki, sevgi olmadan insan yalnızca bir gölgeye dönüşür; yaşar gibi yapar ama aslında eksik kalır.
Zaman bana çok şey öğretti. Biriktirdiğim yılların içinde acılar, kayıplar, hatalar oldu. Ama geriye dönüp baktığımda, gerçekten değerli olan anların tek ortak noktası vardı: sevgiyle yoğrulmuş olmaları. Annemin sabahın erken saatlerinde mutfağa yaydığı ekmek kokusunu hatırlıyorum; o koku yalnızca bir yiyeceğin değil, sevginin kokusuydu. Babamın güvenle bakan gözlerini hatırlıyorum; o bakış, sessizce söylenen “Yanındayım” cümlesiydi. Bir dostun omzuna yaslandığım anları hatırlıyorum; orada teselli değil, saf sevgi vardı. Ve bütün bunlar bana şunu öğretti:
Sevgi olmadan zaman çöldür, sevgiyle dolu zaman ise sonsuz bir bahçedir. Bugünün dünyasında insanlar birbirine hiç olmadığı kadar uzak. Kalabalıkların içinde yalnızlık, teknolojinin içinde sessizlik hüküm sürüyor. Yüzlerce mesaj,