Oğuz Atay çalkantılı bir dönemde yaşamıştır. Siyasi iktidarsızlıklar, askeri darbe, sağ sol çatışmaları... Böyle bir dönemin meyvesidir Tutunamayanlar. Kitapta tarihin izlerini de okursunuz ama, bu kitabı diğer kitaplardan ayıran Önemli bir özellik var: bu roman her dönemin romanıdır; çünkü insanı, insan ruhunu anlatır. 21.yüzyılda bile okurken bugün yazılmış gibi hissedersiniz: kitapta kendinizi bulursunuz.
Turgut: Ah Selim ah, neden bana gelmedin, neden derdini bana anlatmadın?
Selim: Sen beni anlayamazsın Turgut, sen benden farklısın: evin, araban, eşin, işin ve saygınlığın var. Oysa ben; hiç bir işi beceremeyen, yaptığı işi eline yüzüne bulaştıran, insanlar tarafından kabul görülmeyen, aşağılanan, beceriksizin biriyim.
Turgut: Bilmiyorsun Selim, bilmiyorsun... Benim içimde kopan fırtınaları: hayat benide yordu, insanlar beni de yordu. Artık bende bir Tutunamayanım. Şimdi ne yapacağız Olric? Siz daha iyisini bilirsiniz efendimiz. Bir mahkeme kurulsun, Tutunamayanlara haksızlık edenler yargılansın istiyorum Olric. Yargılansın efendimiz.
Bütünüyle unutulmaya kimsenin gücü yetmiyor. Bir duvarda iki satır yazı, bir albümde soluk bir resim, bir hafızada silik bir hayal olarak kalıyor istemese de.
Eskiden deliliğin şeytanlarla ilgili bir hastalık olduğunu sanıyorlarmış. İsa da bir delinin bedenindeki şeytanları domuzlara göndererek bir mucize göstermiş. Bugün de içimizdeki şeytanlardan söz ediyoruz. Orta çağlarda delileri bir gemiye bindirir, liman lima dolaştırırlarmış. Şimdi başka türlü davranıyorlar.