Enes Radıyallahu anh diyor ki: Resul-i Ekrem bir gün oruç tutmamızı emretti. Sonra da:
لَا يُفْطِرَنَّ أَحَدٌ حَتَّى آذَنَ لَه
"Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın." buyurdu. Herkes orucunu tuttu. Akşam olunca teker teker müracaat edenlere iftar müsaadesi verildi. Bu arada bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, iki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zat-ı âlinize gelmeye utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler." dedi. Resul-i Ekrem müsaade etmedi. Adam iki defa daha geldi. Sonunda Resul-i Ekrem:
إِنَّهُمَا لَمْ يَصُومَا، وَكَيْفَ يَصُومُ مَنْ ظَلَّ نَهَارَهُ يَأْكُلُ لَحْمَ النَّاسِ؟ اِذْهَبْ فَمُرْهُمَا إِنْ كَانَتَا صَائِمَتَيْنِ أَنْ تَسْتَقِيَا.
"Hayır, onlar oruç tutmadılar. Bütün gün insanların etini yiyenler nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle, oruç tutarlarsa istifra etsinler bakalım." buyurdu. Adamcağız gitti, gerekeni söyledi. Onlar da aynı şeyi yaptı ve kan parçaları kustular. Adam Resul-i Ekrem'e dönerek vaziyeti bildirdi. Bunun üzerine Peygamberimiz:
وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَوْ بَقِيَتَا فِي بُطُونِهِمَا لَأَكَلَتْهُمَا النَّارُ.
"Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer kusmayıp bu kan parçaları midelerinde kalsaydı, onları cehennem ateşi yerdi." buyurdu.