İşte Osmanlı Devleti’ni kuranlar, hiçbir milletin kendilerine temas etmeden millî tarihlerini yazamayacak oldukları bu Türk Kavmi’ne mensupturlar.
Böyle olmakla beraber Cihan Tarihinin bu en azametli devletine vücud veren bu insanlar milliyetlerini diyânetlerinin potasında eriterek -bir kumaşın iki yüzü gibi- öylesine aynî- leştirmişler ki, öteki kavimlere mensup olanları rencide etme mek için “Türk” adı yerine “Osmanlı” kelimesini kullanmayı tercih etmişlerdir.
İslâm tarihçileri ırkların başlangıcı olarak Nuh aleyhisselâm ve O’nun üç oğlunu gösterirler. Buna göre Türk Kavmi, Hz. Nuh’un oğullarından Yafes’ten türemiştir.
Allah katında muttaki olan, muttaki olmayandan -kavmiyet mevzubahis olmaksızın- üstündür. Irk, ancak fanî olan cesede âid bir keyfiyettir. Cesed, ruha giydirilmiş bir kılıftan başka bir şey değildir. Rûh ise, ebedîdir ve onun bir ırkı da yoktur.
Adamın biri Resûlullah (s.a.v.)'e geldi ve: 'Dünya benden yüz çevirdi. Elim çok daraldı.' diyerek yoksulluğundan şikayet etti. Resûl-i Ekrem (s.a.v.):
فَأَيْنَ أَنْتَ مِنْ صَلَاةِ المَلَائِكَةِ وَتَسْبِيحِ الخَلَائِقِ؟ وَبِهَا يُرْزَقُونَ.
'Meleklerin duası ve insanların tesbihi gibi tesbih etmiyor musun? Herkes bu sayede merzuk oldu.' buyurdu. Adam: 'O tesbih hangisidir?' diye sual edince, Resûlullah (s.a.v.):
قُلْ سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، سُبْحَانَ اللَّهِ العَظِيمِ، أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ العَظِيمِ، مِائَةَ مَرَّةٍ مَا بَيْنَ طُلُوعِ الفَجْرِ إِلَى أَنْ تُصَلِّيَ الصُّبْحَ، تَأْتِكَ الدُّنْيَا رَاغِمَةً صَاغِرَةً، وَيَخْلُقِ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ مِنْ كُلِّ كَلِمَةٍ مَلَكًا يُسَبِّحُ اللَّهَ تَعَالَى إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ، لَكَ ثَوَابُهُ
“Her sabah vakti namazdan evvel yüz kere "Sübhanallahi ve bihamdihi, sübhanallahi'l-azim" de! Dünya mütevazı bir şekilde sana teveccüh eder. Aynı zamanda her kelimesinden Allah bir melek takdir eder ve kıyamete kadar senin için tesbih eder.”