-Niyetin salih ise,bu evren sana hizmet etmeye mecburdur.Çünkü nankörlük iblisin vasfıdır.Evreni yaratanın değil.
Her gerçek içinde iki şey barındırır,biri hayranlık diğeri düşmanlık.
Bir insanın kendi inancının dışında, başka insanların da
inancını, başka insanların inanma sorununu kendine görev
edinmesi, dinsel toplumları "cehenneme çeviren" nedenlerden birisidir.
İman, hazır bir inançtır; bunun için zihinsel bir enerji
gerekmez; oysa felsefe, sürekli düşünmeyi, insanın içinde
yaşadığı dünyayı ve dünya kültürünü yeniden değerlendirmesini gerektirir
Bakınız İslam felsefesinin özünde ne var:
"Asıl sorun, herhangi bir konuda şeriatın verdiği
bilgiyle kanıtın sağladığı bilginin birbiriyle uymamasıdır. Bu durumda tek çözüm, şeriatın verdiği bilginin te 'vil edilmesidir".
Eğer evren tek bir Tanrı'nın işi ise, görünen dünyayla
görünmez dünyayı (!) yaratan aynı Tanrı ise, insanın kendisi de aklı ve duyularıyla yine bu Tanrı'nın işi ise, o zaman niçin bir çelişki olsun? Eğer Tanrı'nın birliği varsa, gerçeğin
de birliği olur, o zaman te'vile gerek kalmaz. Daha basit bir
deyişle, şeriatın verdiği bilginin, kanıtın verdiği bilgi ile çelişmemesi gerekir
İnsanın aklını kullanarak
kanıtlama yoluyla elde ettiği bilgi ile, Tanrısal esin yoluyla
bilinenler ona göre birbiriyle çelişmezler.
Böylece çift gerçek, tek bir gerçeğe, diğer bir deyişle
"tevhit"e, -Tanrı'nın birliğine- indirgenince, sorun çözümlenmiş oluyor.
Tanrı esininde te'vil edilebilecek
ve edilmeyecek noktalar vardır. Tanrı'ya, peygamberlere ve ahiret gününe imandan ibaret olan üç temel ilkede te'vile asla yer yoktur