her defasında başka bir fabrikanın makinelerinde ölüyorum. fabrikalarda çalışan genç kızların önlüklerine sıçrıyor kanım. gözyaşlarımla yıkıyorum genç kızların sefer taslarını.
yıldızların oyun saati. akrebin zehri doluyor yelkovanın üzerine. vakti melekler sırtında taşıyor. ellerimi gecenin yumuşak karnında gezdiriyorum. doğmamış çocuğu hissetmeye çalışıyorum parmak uçlarımda. bir tren garının rutubet kokan odasında, zamansız tarifelere aldanmış, tutkularımızın trenini bekliyoruz. bir anne ölmüş ya da bir yaprak düşmüş olmalı. duvarların soğuk yüzünden gözyaşları sızıyor. ölümün çığlığından korkup, kahkahanın örümcek ağından mağarasına giren bir palyaço kadar çaresiz, duvarın bir köşesine sinmiş başımı ellerimin arasında saklıyorum.