her defasında başka bir fabrikanın makinelerinde ölüyorum. fabrikalarda çalışan genç kızların önlüklerine sıçrıyor kanım. gözyaşlarımla yıkıyorum genç kızların sefer taslarını.
yıldızların oyun saati. akrebin zehri doluyor yelkovanın üzerine. vakti melekler sırtında taşıyor. ellerimi gecenin yumuşak karnında gezdiriyorum. doğmamış çocuğu hissetmeye çalışıyorum parmak uçlarımda. bir tren garının rutubet kokan odasında, zamansız tarifelere aldanmış, tutkularımızın trenini bekliyoruz. bir anne ölmüş ya da bir yaprak düşmüş olmalı. duvarların soğuk yüzünden gözyaşları sızıyor. ölümün çığlığından korkup, kahkahanın örümcek ağından mağarasına giren bir palyaço kadar çaresiz, duvarın bir köşesine sinmiş başımı ellerimin arasında saklıyorum.
- herkes direnmemi bekliyor. ama gücüm yok.
- bunu düşünme, yaşama anlam katabilme çaban önemli yalnızca kendi adına.
- doğru ama nasıl yapabilirim?
- yemin ederim ki bilmiyorum.
- senin de canını sıktım galiba.
- hayır. keşke söyleyebileceğim bir şeyler olsaydı.
- hoşça kal.
- hoşça kal.
git ve kaybet her şeyini kalabalığın içinde. belki en iyisi bu. kendini gizle. benliğin yok olsun kaldırımlarda. herkes için en iyisi bu.