insanlar âşık olmayı aşka düşmek diye tabir ederken haklılarmış, âşık olmak sahiden de düşmek gibiydi ve bazen düştüğünüzde çok fena yaralanabilirdiniz.
hayaller vitrindeki elbiseler gibidir; dışarıdan çok güzel görünürler ama bazen denediğinde üstüne olmazlar. bazıları çok küçüktür, bazılarıysa fazla büyük. neyse ki annem bana dikiş dikmeyi öğretmişti; zira hayaller de elbiseler gibi üzerine oturması için kesilip biçilebilirler.
ne zaman babamın kelimeleriyle benimkileri teraziye koysam onunkiler hep kafamın içindeki düşüncelerden daha ağır, daha güçlü ve daha kalıcı geldiler. benim düşüncelerim medcezir misali bir kabarıp bir alçalıyor, özgüvenimi yerle yeksan ediyordu. ama kumdan kaleler asla sonsuza kadar ayakta kalamazlar. artık onun hükmü altında değilim ve kendimi onun gölgesi altında yaşamaya mahkûm eden tek kişinin yine kendim olduğunu fark ettim. görülmekten bu kadar korkmasaydım istediğim zaman oradan çıkabilirdim.
hayaller ancak kurmaya cesaret edersen gerçekleşirler. özgüvenim benden, senden çok önce boşanmıştı ama hayat bana cesur olmayı ve her zaman yeniden denemeyi öğretti. hiçbir leyden vazgeçmezsen asla başarısız olmazsın.
senin umutlarını ve hayallerini benimseyip kendiminmişçesine sevdim. sana o kadar değer verdim ki başkasına verecek değerim kalmadı, kendime bile. iki kişilik sosyal bir çevre benim için yeterliydi. sen her zaman benim için yeterliydin ama ben hiç senin için yeterli olduğumu hissetmedim. belki bunu değiştirebiliriz. seni daha az seversem belki terazi benden yana eğilir, sen beni daha çok seversin?