“… fikirlerin birbirinin yerine geçebildiğini kabullenmemekte ısrar edilince, kan akar... kesin kararların altından bir hançer yükselir; alevli gözler cinayet habercisidir. kötülüğün ilkesi irade gerilimindedir, huzuru yaşayamamaktadır; tıka basa ideallerle dolu, kanaatlerinin ağırlığı altında patlayan ve şüpheyle tembelliği –bütün faziletlerinden daha soylu zaafları– alaya almakla gönül eğlemiş olduğu için, mahvolduğu bir yola, tarihe, o densiz sıradanlık ve kıyamet karışımına girmiş olan bir ırkın prometheus'vâri megalomanisindedir... orada kesinlikler çoktur: bunları kaldırın, özellikle de sonuçlarını kaldırın: cenneti yeniden kurarsınız. düşüş, bir doğrunun peşine takılma ve onu bulmuş olmaktan emin olma değilse; bir dogma için duyulan tutku, bir dogmanın içine yerleşme değilse nedir?”
“… canlılığın kritik noktası -bir mücadele olan- hastalık değil, her şeyi dışlayan ve arzuların taze hatalar doğurma kuvvetini ellerinden alan o belirsiz dehşettir. duyular hülasalarını yitirir, damarlar kurur ve uzuvlar artık kendilerini işlevlerinden ayıran aralığı algılayamaz. her şey yavanlaşır: yiyecekler de düşler de. maddede râyiha, rüyalarda da bilmece yoktur artık; gastronomi de metafizik de iştahsızlığımıza eşit derece kurban olurlar. saatler boyunca, başka saatleri bekleriz; zamandan artık kaçmayan anları, bizi yeniden sağlığın vasatlığına... ve tehlikelerinin unutuluşuna sokacak anları bekleriz.”