“Amirim, bu şahsı sokağa çıkma yasağı varken dışarıda yakaladık. Üzerinden kimliği çıkmadı. Yanında şüpheli bir de paket taşıyordu. Mukavemet etmeye kalkınca da aldık getirdik.”
“He, ne?”
“Amirim, bu şahsı…”
“Onu anladım olm, zaten yılbaşı gününe nöbet kilitlenmiş, kafam kazan gibi, bir de bu eksikti. Getirin bakiim şu herifi!”
“Geç lan içeri, amirim seni bekliyor.”
“Bana karşı saygılı olun lütfen.”
“Konuşma lan! Amirim adam bu!”
…
“Gel bakalım, geç otur kırmızılı.”
“Kırmızılı mı?”
“Renk körü müsün? Üzerindeki ne renk?”
“Beni tanımadınız mı?”
“Bönö tönömödönöz mö?”
“Hiç yakışıyor mu koskoca başkomisere böyle taklitler yapmak?”
“Ulan KIRMIZILI! Esas sana yakışıyor mu bu yaşta sirk palyaçosu gibi gezmek?”
“Sirk palyaçosu mu?”
“Sen Karadenizli misin?”
“Neden sordunuz?”
“Soruya soruyla karşılık veriyorsun da.”
“Yoo değilim.”
“Hayret bu sefer soru sormadın karşılık olarak, doğrudan cevap verdin.”
“Ne demek istiyorsunuz? Anlamıyorum sizi.”
“Hah yine sordun soruyu ama aldın mı, öhöm, neyse. Sen şu uyum süreci falan filan diye yasaklananlara dua et. Kemikkıran Başkomiser dönemine düşseydin alırdın nasibini.”
“Nasibim derken?”
“Boruyu yani.”
“Ne borusu?”
“Ehh, yeter bu kadar muhabbet, köy kahvesi mi lan burası!”
“Değil.”
“Değil başkomiserim, diyeceksin.”