deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Henüz sekiz-dokuz yaşlarında olan Gemude Bell, Türklere yönelik büyük propagandanın İngiliz toplumunu esir aldığı, düzenlenen her bir toplantıya katılan on binlerin Türklere lanetler yağdırdığı bir at­ mosferi teneffüs ediyordu. Zaman zaman babasına Gladstone'u sora­rak, onun politikalarını anlamaya çalışıyordu. Dünyayı medeniler ve medeni olmayanlar diye ikiye ayırmaya başlaması, kendisini medeni toplumun bir ferdi olarak konumlandırması bu zamanlarda şekillen­meye başlamış olmalı. Medenilik kavramı ruhsal dünyasına o denli etki etmişti ki hayatının her döneminde Batılı ve medeni kadın görün­tüsünü muhafaza etmeye özen göstermişti. Yine hayatının büyük bir kısmını Arap çöllerinde geçirmesine, her bölgeye ait binlerce fotoğraf çekmesine rağmen T.E. Lawrence'ın tam aksine, Doğu'yu temsil eden herhangi bir kıyafetle hiçbir zaman poz vermemişti. O Arap çöllerinde, şeyhlerin çadırlarında veya gittiği her yerde Batılı bir kadın olma özel­liğini hiç terk etmemiş; dantelalı elbiselerden, kürklü mantolardan ve süslü şapkalardan çölün zor şartlarında bile asla vazgeçmemişti.
Sayfa 18·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gertrude Lowthian Bell, Türk-İngiliz ilişkilerinin sıcaklığını kay­bettiği, kin ve nefret söylemlerinin doruk noktasına çıktığı bir dönem­ de dünyaya geldi. Bu kin ve nefret politikasının mimarı ise Liberal Parti'nin başkanı William Ewart Gladstone idi. Gladstone, ilk kez 1868-1874 yılları arasında başbakanlık yaptı ama başarısız olarak ik­tidardan çekildi. Ayrılırken de bir daha asla politikaya dönmeyeceğini açıkladı. Aslında çok da gerçekçi olmayan bu çıkıştan sonra kendisini siyasete taşıyacak bir fırsat beklemeye başladı. Beklediği fırsat iki farklı konuyla Osmanlı İmparatorluğu'nda ortaya çıktı. 1874 ve 1875 yıllarında yaşanan büyük kıtlıklar nedeniyle Osman­lı İmparatorluğu'nun finans dengesinin bozulması ve ödemesi gereken bono borçlarının tamamını ödeyemeyeceğini ilan etmesi İngiltere ve Fransa'daki yatırımcıları ayağa kaldırmış, atmosfer bir anda Osmanlı İmparatorluğu aleyhine dönmüştü. Halk sokaklara dökülmüş satın al­dıkları bonoların parasının ödenmesi için hükümetleri üzerinde baskı oluşturmaya başlamışlardı. Batı kamuoyunun Osmanlı İmparatorluğu aleyhine döndüğü bu dönemde ikinci büyük bir olay patlak verdi. 1876 yılı baharında Bulgar isyanı çıktı. Kendisini "Haçlı Savaşçısı" olarak ta­nımlayan ve siyasi amacının Hristiyanlığı dünyada hakim kılmak oldu­ ğunu açıkça ilan eden Gladstone, iç politikadaki başarısızlığını ortadan kaldıracak ve tekrar politikaya dönebilmesini sağlayacak fırsatı yakala­mış oluyordu. Derhal harekete geçerek kendisini "özgürlük savaşçısı" ilan ettiği büyük bir propaganda başlattı. Türklerin ne denli barbar, kö­tü ve kan dökücü olduğunu fanrezi dünyası ile süsleyerek anlatmaya başladı. Kaleme aldığı kitaplarla uydurduğu hikayelerini dünya kamuo­yuna duyrudu. Kin dolu duyguları yansıtan kitaplar kısa sürede yüzbin­lerce sattı.
Sayfa 17·Kitabı okuyor
ZAMAN YE Mekan... İnsan karakterini, inançlarını şekillendiren en bü­yük iki etken olmuştur. Zaman ve mekanın insan hayatı üzerindeki etkisi Gertrude Bell örneğinde açıkça görülebilir. Gertrude Bell, Doğu kültürüne sempati ile bakan fakat Doğu'nun bir parçası olarak kabul ettiği Türklere ve Osmanlı İmparatorluğu'na pek de olumlu duygular beslemeyen bir kişilikti. Arap ve İran kültürüne hayranlık duyması ama ilk başlarda Türk kimliğine karşı daha taraflı yaklaşması onun doğduğu mekan ve hayaca hazırlandığı zamanla ilişkili olabilir mi? Bell, 1870'li yıllarda değil de 1850'li yılların İngilcere'sinde eğitim almış olsaydı, Türklere bakış açısı bu denli taraflı olur muydu? Muhtemelen olma­yacaktı. Çünkü onun henüz sekiz yaşına bastığı ve hayatı algılamaya başladığı yıllar Türk-İngiliz ilişkilerinin en kötü olduğu, iki ülke ara­sındaki çatışmanın zirveye çıktığı yıllar olmuştu. Liberal siyasi gele­neğe bağlı ailesi içerisinde Osmanlı İmparatorluğu ve Türklerle ilgili olumsuz konuşmalar onu fazlasıyla etkilemiş olmalı. Henüz küçük yaşta olmasına rağmen yazdığı mektuplarda İngiltere ve dünya siyase­tiyle ilgilendiğini gösteren yaklaşımlar sergilemesi, Doğu toplumlarını algılama konusunda kişiliğinin nasıl şekillendiği ile ilgili bizlere bazı ipuçları vermektedir. Kaldı ki 1875 yılı ve sonrasında akıl baliğ olan bir İngiliz vatandaşının, Osmanlı İmparatorluğu ve Türklere yönelik olumsuz duygular geliştirmemesi de neredeyse imkansız gibidir.
Sayfa 15·Kitabı okuyor
Büyük devletler, yetiştirdikleri insanların idealleri ve bu idealist insanların ülkelerine yaptıkları katkılarla büyüklük vasfını kazanmak­tadırlar. Toplumlar, sadece erkekleri değil kadınlarının da büyük ide­aller taşımalarıyla ve bu idealler uğruna topyekun hareket etmeleriyle sağlıklı şekilde var olabilmektedirler. Gemude Bell, ortaya koyduğu kimlikle batı toplumunda yetişen genç kızların hayallerini ve idealle­rini süsleyen bir idol olmuş, Freya Stark örneğinde olduğu gibi idealist batılı gençlerin hayatlarını gölge gibi takip etmiştir. Bu açıdan bakıldı­ ğında Gertrude Bell, Türk gençleri ve özellikle genç kızları için de çok iyi incelenmesi gereken bir örnek olmalıdır. Türkiye onlarca, yüzlerce Gemude Bell yetiştirebilecek bir toplumsal yapıya kavuştuğu zaman gerçek bir dünya gücü haline gelmesi mümkün olacaktır.
Sayfa 13·Kitabı okuyor
Gertrude Beli, birçok açıdan kayda değerdir. Her şeyden önce 19. yüzyıl İngiltere'sinde kadınların sınırlandırılmış yaşam alanlarının dışı­na çıkmayı başaran sayılı kadınlardandır. Aslında bu haliyle Franz Kaf­ka'nın Dönüşüm romanının kahramanı Gregor Samsa gibi gittikçe ken­di etrafına yabancılaşmış ve ne kadınların ne de erkeklerin dünyasında tam anlamıyla yer bulamayan garip bir varlık durumuna dönüşmüştür. Bu yabancılaşma o noktaya ulaşmıştır ki Gertrude Beli hem Hristiyanlı­ğı reddeden bir dinsiz hem de kendi toplumu içinde yaşamaktan rahat­sızlık duyan bir kişilik haline gelmiştir. Buna rağmen; idealleri, kararlı kişiliği ve kendisini geliştirme hevesiyle "dünyaya medeniyet yaydığına inandığı" ülkesine layık olmak için var gücüyle çalışmıştır. Onun bu çabası, ilk olarak farklı kültürlere ilgi duymasına yol açmış, içlerinde Türkçe de olmak üzere birçok farklı dili öğrenmiştir. Farsça'dan çeviriler yapmış, arkeoloji ile ilgili kitaplar yazmıştır. Günümüz imkanlarında dahi genç bir kızın cesaret edemeyeceği şekilde iki kez dünya turuna çıkmış, kendisini hazır hissettiğinde de yalnız başına Arap çöllerine gir­miştir. İtalya, Fransa, İsviçre gibi ülkelerde de dağcılık yapmıştır. Birçok özelliğinin ötesinde onu günümüze taşıyan ve Gertrude Bell adına kişilik kazandıran ise, Birinci Dünya Savaşı'nda kurulan Arap Bü­ro'da çalışmış olmasıdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasının zorunluluk olduğuna inanmış, bunu gerçekleştirmek için de çaba sarf etmiştir. Bu açıdan onu tanımlayacak değerlendirmelerin ilk sırasında; kendi ülkesinin çıkarlarına hizmet amacıyla her türlü sıkıntıya katlanabi­len idealist ve yurtsever olması yer alacıktır.
Sayfa 12·Kitabı okuyor