"bana berbat bir sürprizler yumağı olmaktan korktuğunu söylemiştin, hatırlıyor musun?" diye soruyor, jude da başını öne arkaya sallıyor hafifçe. "değilsin" diyor ona. "değilsin. ama seninle birlikte olmak, muazzam bir manzaranın parçası olmak gibi" diye devam ediyor. "ormandasın sanıyorsun ama bir anda değişiyor, çayıra dönüyor, ya da yağmur ormanına, buz uçurumlarına. hepsi çok güzel ama bir o kadar da yabancı, elinde harita yok, bir ortamdan diğerine nasıl bu kadar hızlı geçtiğini anlamıyorsun, bir sonraki dönüşümün ne zaman olacağını bilemiyorsun, üstünde hiç araç gereç yok. yürüyorsun sen de, karşına çıkana uyum sağlamaya çalışıyorsun ama ne yapacağına dair bir fikrin yok, ara ara hatalar yapıyorsun, kötü hatalar. işte bazen böyle geliyor bana."
o zaman neden bunca zaman önce yaşanmış olayları tekrar hatırlayıp tekrar tekrar yaşayıp duruyor? neden sadece bugününden zevk alamıyor? neden geçmişine bu kadar hürmet göstermek zorunda? neden ondan uzaklaştıkça silinip gideceğine daha canlı, daha parlak hale geliyor?
bir süre yasını tutacaklardı arkasından çünkü iyi insanlardı, iyilik timsaliydiler ve buna üzülüyordu, ama sonunda onsuz hayatlarının daha iyi olduğunu fark edeceklerdi. ne kadar zamanlarını çalmış olduğunu görecek, nasıl bir hırsız olduğunu anlayacak, bütün enerjilerini ve ilgilerini sömürdüğünü, iliklerini kuruttuğunu göreceklerdi. onu affedeceklerini, bu yaptığını bir nevi özür gibi algılayacaklarını umuyordu. serbest bırakıyordu onları; insan en sevdiğine de bunu yapardı, bırakırdı gitsin.