Onuruyla gitsin, o başhemşire öyle demişti... Ama nasıl? Ölüm acımasız, babam odanın ortasında, (kelimenin gerçek anlamıyla) bir deri bir kemik yatıyor. Etrafında telaş içinde dolanıyorum, kendimi ölüm döşeğindeki birinin bakımı konusunda tam bir acemi gibi hissediyorum, hazırlıksız, bilgisiz. Şimdiye kadar kimse kollarımda can vermedi.
Yatağının yanına, onu rahatsız etmeyecek bir mesafeye bir sandalye koymuştum, okuyormuş gibi yapıp onu izliyordum ve muhtemelen tüm yokluklarımın telafisi olarak odada onunla öylece duruyordum. Şimdi, kulağa her ne kadar tuhaf gelse de, onun yanında kalırken, özellikle ağrıları biraz hafiflediğinde, birlikte olmanın ne kadar güzel olduğunu düşündüğümü söyleyebilirim. Bu durumda bile.
Onu tek başına bir hastane odasında hayal ediyorum -üzerine serumlar iliştirilmiş, seyrek hemşire ziyaretleri, akşamları floresan ışığın altında tüm hayatıyla baş başa- ve son anına kadar bizim yanımızda kalmasına karar veriyorum.