Tanrı'nın elçisi bu papaz her gün siz köylülerle biz kentlilerin tepesine yıldırımlar yağdırır. İnsanlarla hayvanların çektiği açlıktır bu yıldırımlar; tarlaları yok eden bunun gibi donlardır; bütün yolları köylü ve hayvan ölüleriyle dolduran geçen ayki gibi fırtınalardır; bütün ekini yok eden bu yılki kuraklıklardır. Bunlardır işte yıldırımlar! Yalnız, sahibiniz olan adamın neden bu yıldırımların hiçbirinden zarar görmediğini sormalı! Neden ambarları tıka basa dolu, hayvanları yerli yerinde! Bu kutsal yıldırımlar neden onu, papazı, belediye başkanını, daha birkaç benzerini aç açıkta bırakmıyor acaba? Bunu Tanrı'nın korumasına mı, yoksa yıldırımsavara mı vereceğiz?
Halkı ayyaş yapan yoksulluktur.
Rumen ayyaş değildir, kederlenince içer. Özellikle de "bıçağın, yoksulluk bıçağının kemiğe dayandığını duyumsadığı" zaman içer. İçip tanınmaz hale gelir. Doğal halindeyken iyi yürekli, bilge bir adamken, suç işlemekten çekinmeyen kaba saba bir herife dönüşür.
Rüzgarın, yağmurun, çamurun dövdüğü camların arkasına sığınabilenler, yakacağı olanlar mutluydu!
Ve ateşe atacak bir tutam çalı çırpı, bir avuç un uğruna sürdürülen bu yaşamın insanca tek bir yanı yoktu.