İlhami Algör, benim nazarımda varoluşsal edada büyük bir Sanrıcı’dır. Yani bendeniz, naçizane yazarın kahramanı için; gerçekte var olmayan şeyleri gören ve aynı zamanda işiten, daha doğrusu dayanaksız algı sahibi insanlar için kullanılan Sanrı kelimesine karşın, “Sanrıcı” nitelemesinde bulunurum, çünkü hoşuma gider böylesine otantik nitelemeler ve iyi yazarları yüceltmeyi oldum olası severim. Yazarın, topluma ve toplumun düzenine ayak uyduramamış bir hikâye kahramanını anlatırken toplum kalıplarını sarsacak nitelikteki fikirlerini ise okurun, o varoluşsal oksijenini ciğerlerinde solumasına vesile olacak şekilde yansıtması, takdire şayandır zannımca.
Kitapta neler yok ki? Kişilik Paradokslarından tutunda zamanının mühim adamlarına inceden taşlamalar ve bu taşlamaların yanında kendi halinde yaşanan tutkular... Kitabı okurken, bir yandan dışlanmışlık, bir yandan çaresizlik ve öte yandan da değersizlik yüklü hissiyat bulutları okurun tepesinde biter ve bir süre sonra bu bulutlar birbiri ardına çarpışarak önce okuru, şimşekler çaktırarak korkutur, sonrasında yağan yağmur edasındaki tespitleriyle de huzur verir.
Yürümek her zaman yürümek değildir, bazen düşünmektir diye okumuştum bir yerde. Nedendir bilmem kitaplarda sokak sokak bir başına yürüyen ve bu sokakları arşınlayan kahramanların yazarlarını değerli bulmuşumdur. Çünkü bu yazarlar sahipsizdir, toplumdan ya dışlanmıştır ya da kendini soyutlamıştır. Anlatamamıştır çevresine derdini ya da anlayan olmamıştır ki yazıya dökmüştür düşüncelerini elbet bir gün beni de anlayan olur diye… Ve bizler bu yazarları okurken kendimizi tam manasıyla bulamasak da yazımlarında; mutlaka kendimizden bir parçaya da rasgelmemiz ihtimal dahilindedir hal böyleyken eksik yanımızı tamamlamak maksadıyla girişiriz okumaya lakin sizde takdir
Yeni anne olmuş biri olarak söyleyebirim ki sizi rahatlatacak ve motivasyon sağlayacak bir kitap.çocukla ilgili yaşadığınız sıkıntıların(!) aslında birer gelişim aşaması olduğunu bize fark ettiriyor