“Ben hasta bir adamım...Kötü bir adamım. Suratsız bir adamım ben.” diye başlar yeraltı adamının satırları.Kendi içindeki hastalığa, kötülüğe,suratsızlığa barışık bu giriş hayatın olağan akışında taktığımız o sıradan maskeleri, basmakalıp tavırları ve tekdüzeliği daha ilk sayfasında reddiyle kendimize sormamız gereken soruların farkındalığını oluşturması bana işte bu kitap aradığım o kitapmış dedirtti.
Ben ne zaman kaybolmak kaçmak istesem, kendimi ifade edeceğim yer arasam ya da ne bileyim bunalımda olsam hay Allah’ım ne yapsam şimdi deyip arayış içerisinde olsam dinlediğim sesli kitap ruh hapishanem yeraltından notlardır.Keza Dostoyevskinin diğer bazı kitaplarını da buna ekleyebiliriz.Cemal Süreyya 1944 yılında Dostoyevski'yi okudum o gün bugün huzurum yoktur derken tam anlamıyla beni resmetmiş olmalı.Anlam arayışında olup,amiyane tabirle huzuru ararken okuyup okudukça huzursuz olduğum bir yazar olur kendileri.Yine Hermann Hesse, bir denemesinde Dostoyevski için: “Dostoyevski, ancak kendimizi berbat hissettiğimizde,acı çekebilme sınırımızın sonuna varmışsak ve yaşamı bütünüyle alev alev yanan bir yara diye algılıyorsak, eğer artık yalnızca çaresizliği soluyorsak ve umutsuzluğun bin bir ölümünü yaşamışsak, işte ancak o zaman okumamız gereken bir yazardır.” der.Daha doğru daha iyi anlatılamaz, yeraltı da bunlardan biri.Bazı kitaplar vardır; kitabı elime aldım okumaya başladım hiçbir şey anlamadım bıraktım dersin.Bu kitap okuduğunuzu anlamıyor olsanız da mutlaka okumanız, bırakmamanız gereken bir felsefi-psikolojik kitap.Kitaba gelecek olursak kitap, yer altı ve notlar olmak üzere iki kısımdan oluşuyor.Size tavsiyem öncelikle kitabın ikinci kısmı olayların olduğu “sulusepkene dair” bölümünü okuyup sonra bu olay tahlillerini ele alan birinci kısım yeraltına
Ama insanoğlu aptal olmasa bile dehşetli nankördür.Nankörün nankörüdür.Hatta bana göre en uygunu, insan iki ayaklı nankör bir mahlûktur diye tarif etmektir.